3 Mart Devrim Yasalarının kabulu - Tevhid-i Tedrisat kanunu | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,8685 Euro : 4,5492 Bist : $19.377
Ana Sayfa >> 3 Mart Devrim Yasalarının kabulu - Tevhid-i Tedrisat kanunu03.03.2016 00:29

3 Mart Devrim Yasalarının kabulu - Tevhid-i Tedrisat kanunu

3 Mart Devrim Yasalarının kabulu - Tevhid-i Tedrisat kanunu


3 Mart 1924 Cumhuriyet tarihimizde önemli tarihlerden biridir. Genç Cumhuriyetimizin yolunu çizecek olan 4 önemli kanun bu tarihte TBMM’de kabul edilmiştir.


Bu haber 1654 kez okundu.

DEVRİM KANUNLARI

Bu kanunların ilki, Erkan-ı Harbiye Vekaletini kaldıran kanundur. Bu kanunla TSK, bakanlar kurulundan ayrılmış, Ordu ile siyasetin arasına mesafe konmuştur.

İkincisi, Şeriyle ve Evkaf Vekaletinin kaldıran kanundur. Eskiden din işleri bir bakanlıkça düzenlenirken, bu kanunla din işleri de siyasetten uzaklaştırılmış, Şeriyle ve Evkaf Vekaletinin yerine Diyanet işleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Üçüncüsü Hilafeti kaldıran kanundur. Bu kanunla Cumhuriyet’in ayağına bağ olan Halifelik Kurumu Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çıkarılmış, Laik Cumhuriyetin önü açılmıştır. 

Dördüncüsü;Tevhid-i Tedrisat Kanunudur. Bu kanunla çok değişik çevrelerin kurup yönettiği, her birinin kendi belirlediği ilkeler ve müfredata göre eğitim verdiği kurumlar birleştirilmiş, Milli Eğitim Bakanlığının belirleyeceği ilkeler doğrultusunda tek müfredatla eğitim verilmesi sağlanmıştır. Bu kanun, laik ve bilimsel eğitim almış, Türkiye’yi çağdaşlığa taşıyan cumhuriyet kuşaklarının yetiştirilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Cumhuriyet Düşmanları bu kadar çabaya rağmen Cumhuriyeti yıkmayı başaramamışlarsa, bu kuşaklar sayesindedir. 

Devrim Kanunlarının içindeki Tevhid-i Tedrisat kanunu ile,  eğitimde birlik ilkesi çerçevesinde aslında cumhuriyetin birliği sağlanmaktadır, ulus devletin en önemli harcını oluşturur.

Bu kanun, laik ve bilimsel eğitim almış, Türkiye’yi çağdaşlığa taşıyan cumhuriyet kuşaklarının yetiştirilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Cumhuriyet Düşmanları bu kadar çabaya rağmen Cumhuriyeti yıkmayı başaramamışlarsa, bu kuşaklar sayesindedir

Tevhid-i Tedrisat kanunu

Prof. Dr. Abdurrahman Küçük                   

02.03.2007 

1 Mart Atatürk'ün TBMM'nde eğitim-öğretimin birleştirilmesinin önemini vurguladığı, 2 Mart Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun Halk Fırkası Grubu'nda görüşüldüğü ve 3 Mart da(1924) TBMM'nde kabul edildiği tarihdir. 

Tevhid-i Tedrisat; eğitim-öğretimin birleştirilmesi ve eğitim-öğretim kurumlarının Millî Eğitim Bakanlığı denetimine verilmesidir. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda, eğitim-öğretim kurumları farklı bakanlıklara bağlı olduğu gibi, farklı yöntemlerde eğitim-öğretim yapılmakta idi. Farklı yöntemler ve anlayışlar da değişik insan tiplerinin yetişmesine yol açıyordu. 

Bu durum, karmaşanın ve zıtlaşmanın sebebi haline geliyordu. Eğitim-öğretim kurumlarının disipline edilmesi, gelişen ve değişen şartlara uygun hale getirilmesi, Millî Eğitim Bakanlığı'nın denetimine verilmesi ve eğitim-öğretimde reform yapılması hedefleniyordu. Bu hedefler arasında eğitimin "millîleşmesi ve laikleşmesi" de vardı. 

Ankara'da 15 Temmuz 1921 tarihinde toplanan Maarif Kongresi'nde Atatürk; düşmanla savaş halinde olunmasına rağmen,eğitim ve kültür işlerinin ihmal edilmemesini, gelecek için hazırlık yapılmasını ve Millî bir eğitim-öğretim modelinin oluşturulmasını istemişti. Mustafa Kemal Atatürk, 1 Mart 1922 tarihinde TBMM'ni açarken yaptığı konuşmada, "Hükûmetin en feyizli ve en mühim vazifesi Maarif işleridir... Millî dehânın inkişafı ve bu sayede lâyık olduğu medeniyet mertebesine yükselmesi bittabi âlî meslekler erbabını yetiştirmekle ve millî harsımızı yükseltmekle kabildir" diyerek "yol haritası"nı çizmişti. 

Atatürk, 1 Mart 1924 tarihinde TBMM'nde de, memleket evlatlarının eşit bir şekilde eğitim-öğretim görmelerini ve eğitim-öğretimde birliğin sağlanması gerektiğini vurgulamıştı. 

Atatürk'ün eğitim-öğretimin millî olması ile ilgili eğitim kurumlarının birleştirilip tek çatı altında toplanması konularında yaptığı konuşmalar direktif olarak algılanmış ve 2 Mart 1924 tarihinde Halk Fırkası Grup toplantısında tartışılmıştı. Bu tartışmanın sonunda 3 Mart 1924 tarihinde TBMM'inde görüşülecek 3 ayrı kanun teklifi hakkında görüş birliğine varılmıştı( Bu kanun teklifleri; Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti ile Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekaleti'nin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat'ın kabulü ile ilgili idi). 

Saruhan Mebusu Vasıf Çınar ve arkadaşları, Tevhid-i Tedrisat Hakkındaki Kanun Teklifi'ni TBMM'ne sunmuştur. TBMM'ne sunulan Kanun'un gerekçesinde; bir devletin genel eğitim politikasında "birlik"in sağlanması, bir milletin fertlerinin sadece tek bir eğitim görmesi, iki türlü eğitimin iki türlü insan yetiştireceği ve bu kurumların Millî Eğitim Bakanlığının denetimine verilmesi gerektiği belirtilmiştir. 

3 Mart 1924(1340) ve 430 sayılı Kanun ile hayatiyet kazanan Kanun ( sadeleştirilmiş olarak) şunları içermektedir: 

1 -Türkiye dâhilindeki bütün bilimsel ve eğitim kurumları Maarif Vekâletine(Millî Eğitim Bakanlığı'na) bağlanmıştır.

2 - Din ve Vakıflar veya özel vakıflar tarafından idare edilen bütün medreseler ve mektepler Millî Eğitim Bakanlığına devredilmiştir.

3 - Din ve Vakıflar Bakanlığının bütçesinde mektep ve medreselere ayrılan ödenekler Millî Eğitim(Maarif) bütçesine aktarılmıştır. 

4- Millî Eğitim Bakanlığı(Maarif Vekâleti ), yüksek din bilgini yetiştirilmek üzere Üniversite'de(Darülfünun) bir İlâhiyat Fakültesi kuracak ve imamlık-hatiplik gibi dinî hizmetleri yerine getirmekle görevli memurların yetişmesi için de ayrı mektepler açacaktır. 

5 - Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren genel olarak eğitim ve öğretim işi ile ilgili olup şimdiye kadar Millî Savunma (Müdafaa-i Milliye ) Bakanlığına bağlı bulunan askerî okullar ile Sağlık Bakanlığı'na (Sıhhiye Vekâleti) bağlı Yetimhaneler(Kimsesizler yurtları), bütçeleri ve eğitim-öğretim kadroları ile beraber Millî Eğitim Bakanlığına (Maarif Vekâleti) bağlanmıştır. (Bir yıl sonra, 22.04.1925 tarihinde 637 sayılı Kanun ile, askerî okullar yeniden Millî Savunma-Müdafaa-i Milliye-Bakanlığına devredilmiştir). 

Görüldüğü gibi Kanun iki ana temel üzerine oturtulmuştur. Bunlardan biri, eğitim-öğretimin birleştirilerek Millî Eğitim Bakanlığına bağlanması; diğeri de Din'in doğru öğretilip yaygınlaştırılmasını sağlayacak kurumların açılmasıdır. Bu iki ana temelden biri ile Türkiye'de zorunlu eğitim-öğretimin yolu açılmış ve yaygınlaştırılması sağlanmıştır. Bununla yüzyıllarca ihmal edilen Türk insanın eğitim-öğretim görmesine ve Devlet memuru olmasına kapı aralanmıştır. Diğer temeli de; Türk Milletine, Dinini öğretecek Yüksek Din Bilginlerini yetiştirecek İlâhiyat Fakültesi'nin kurulması, dinin doğru anlatılmasını ve dinî ihtiyaçlarını karşılayacak imam-hatiplerin yetişmesi için okulların açılmasıdır. 

Bu özellikleri dolayısı ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu, önemli Kanunlardan sayılmış ve İnkılap(Devrim) Kanunları arasına alınmıştır. Bu Kanunun, 1961 Anayasası'nın 153.maddesinde ve 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası' nın 174. maddesinde "Devrim Kanunları"ndan olduğu vurgulanmış; Anayasa'nın kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılmayacağı ve yorumlanamayacağı yer almıştır. 

Bunun gerekçesi; Osmanlı Devletinin son dönemlerinde eğitim-öğretimde yaşanan karmaşa, çok başlılık ve farklı yöntemlerin uygulanması olmuştur. 

1924 yılında çıkarılan Tevhid-i tedrisat Kanununa kadar, ülkede, Maarif Bakanlığına bağlı okullar yanında, Meşihat'a, Şeriyye ve Evkaf Bakanlığına bağlı ve eski usûle göre eğitim-öğretim yapan mektep ve medreseler de faaliyet göstermiştir. Farklı yöntem uygulayan bu eğitim kurumları, farklı anlayışı temsil eden kurumlar; farklı insan tipleri yetiştirir olmuştur. 

" Batı tarzı eğitim kurumları" yanında Medreseler de varlığını sürdürmüştür. Yabancıların açtığı okullar, Misyonerler tarafından açılan okullar ve Türkiye'deki azınlıklar tarafından açılan okullar da olmuştur. Bu okulların her biri farklı bir baş çekmiş ve uyguladıkları yeni yöntemler ile "ikilik" oluşmuştur. 

Ermeni Meselesi'nin çıkarılmasında, Birinci Dünya Savaşı'nda ve Kurtuluş Savaşı'nda "dinî azınlıkların ayaklanması"nda Yabancılar tarafından açılan bazı okullar ile yabancı devletlerin desteğinde açılan Misyoner nitelikli çalışmalara ağırlık veren okullar "üs" görevi yapmıştır. "Üs görevi" yapmanın yanında bu okullar, görevli Misyoner öğretmenleri vasıtasıyla, eğitim-öğretim verdikleri öğrencileri "bilinçlendirmiş" ve Türk düşmanı olarak yetiştirmiştir. 

Tevhidi Tedrisat Kanunu eğitim ve din eğitimi yapan okulların tamamını Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır. Bu kanunlar ile okullarda haç ve heykel gibi "dinî semboller"in bulundurulması ve dinî ayinlerin yapılması yasaklanmıştır. Fransız ve İtalyan Okullar dershanelerindeki Katolik sembolleri kaldırmayı kabul etmediklerinden Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, 1924 yılında, Fransız ve İtalyan okullarını kapattırmıştır. 

Amerikan okullarında İngilizce’nin kullanılması ve yabancı dil eğitiminin ön plana çıkması; Amerikan ve İngiliz Protestan Misyonerlerin çalışmalarına kolaylık sağlamıştır. Kendilerine sağlanan imkânlardan ve hoşgörü ortamından cesaret alan Misyonerler; okullarda, çeşitli yöntemleri kullanarak Türk gençlerini Hıristiyanlaştırmaya girişmişlerdir. Bunun bir örneği Bursa Amerikan Kız Koleji'nde görülmüştür. Bu Kolej'de üç kız öğrenci Hıristiyanlaştırılmıştır. Olayın duyulması üzerine bizzat Atatürk'ün emriyle okul kapatılmış ve yabancı okullar yakın takibe alınmıştır. 

Farklı insan tipleri, toplumda "ikiliğin", birbirine farklı gözle bakabilmenin, kamplaşmanın ve zıtlaşmanın gerekçesi sayılmıştır. Gün geçtikçe de aradaki makas açılmış ve zıtlaşma artmıştır. Hem bu makası kapatmak hem zıtlaşmayı önlemek hem de modern teknolojiden yararlanmak için eğitim-öğretimin tek çatı altında toplanmasına ve denetlenmesine ihtiyaç duyulmuştur. 

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Türkiye'de Türk İnsanının/Anadolu insanının okuma oranı çok sınırlıdır. Özellikle büyük ve belirli merkezlerin dışında kalan Türk insanı ne medreselerden ne de modern mekteplerden yararlanabilmiştir. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluncaya kadar ihmale uğramış Türk insanı için "güneş yeniden doğmuş"tur.. 

Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun Türk Milleti için diğer önemli bir yanı, 4. Madde'de yer alan İlâhiyat Fakültesi'nin ve İmam-Hatip Okullarının açılmasının emredilmesidir. Bu madde ile Din Eğitimi-Öğretimi de Millî Eğitim Bakanlığına verilmiş ve Türk Milletine dinin öğretilmesi Devletin görevleri arasına alınmıştır. Türk Milleti'nin İslâm'ı öğrenmesi, Türkçe'de yazılmış kaynak kitaplar yolu ile Dinini anlayıp uygulamaya çalışmasının önü açılmıştır. Bizzat Atatürk döneminde, İstanbul'da İlâhiyat Fakültesi yanında, Türkiye’nin birçok ilinde önce 24, sonra da 5 tane olmak üzere toplam 29 İmam-Hatip okulu açılmıştır. 

Atatürk'ün direktifi ile Diyanet İşleri Reisliği(Diyanet İşleri Başkanlığı) kurulmuş ve Diyanet İşleri Reisi'ne en yüksek maaş verilerek önemi vurgulanmıştır. Bunun yanında Kuran'ın Türkçe'ye çevirileri yapılmış, İlmihal kitapları yazılmış, Tefsir Kitapları hazırlatılmış ve Buharî'nin Hadis külliyatı Türkçe'ye çevriltilmiştir.Türk Milleti, İslâm'ı öğrenmeye ve Türkçe anlamaya,din konusunda bilgilerin genelleşmesine kavuşmuştur.Bunun devamı olarak bu gün ülkemizde 500 civarında İmam-Hatip Lisesi ve 22 tane İlâhiyat Fakültesi faaliyet göstermekte, 80 bin kadrolu görevlisi ve büyük bütçesi ile Diyanet İşleri Başkanlığı hizmet vermektedir. 

Türk Milleti'nin dinini öğrenmesinde ve din eğitim-öğretimine önem verilmesinde Atatürk'ün şu sözü ve diğer benzeri sözleri etkili olmuştur: "Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz müsaviyiz ve dinimizin ahkâmını (hükümlerini)mütesaviyen (eşit bir şekilde) öğrenmeye mecburuz. Her fert dinini,diyânetini,imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; orası da mekteptir". 

Türk insanının daha kolay ve zorunlu olarak eğitim görmesinin, eğitim-öğretimin birleştirilmesinin ve Millî Eğitim Bakanlığının denetimine verilmesinin, çok başlılığın/ ikiliğin giderilmesinin ve Türk Devletinin Millî Devlet olmasının yanında, dünyada, Müslüman toplumu, laik, demokratik, hukuka saygılı bir Devlet olarak dikkati çeken "Türk/Türkiye Modeli"nin oluşması; 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile olduğunun altını çizmek bir hakkın teslimi olacaktır.

Bazı kesimlerin bu Kanunun mahiyetini ve Atatürk'ün bu konudaki hedefini tam olarak anlamadığı, bazı kesimlerin de geç anladığı kanaatindeyim...

Prof. Dr. Abdurrahman Küçük: 

1945 yılında Erzincan'ın Tercan ilçesinde doğdu. Rasim Bey ile Leyla Hanım'ın evladı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. MEB'da öğretmenlik yaptı. MEB Yaykur Planlama Programa ve Değerlendirme Başuzmanı ve Kredi ve Yurtlar Kurumu Kredi Müdür Yardımcısı oldu. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyesi ve dekan yardımcısı, fakülte kurulu ve yönetim kurulu üyeliğinde bulundu. Profesör oldu. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü yönetim kurulu üyeliği yaptı. MHP Genel Sekreteri oldu. Ankara milletvekili ve TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı seçildi. Fransızca ve Arapça biliyor. Evli ve 4 çocuk babası. (Biyografi Net)

Not: Ergenekon davasında ifadesi alındı. Hakkıda dava açılmadı.


Etiketler: Tevhid-i Tedrisat Kanunu - Devrim kanunları - 3 Mart - Türkiye - Eğitim

Diğer EĞİTİM haberleri
Yorum Ekleyin
Üye Yorum
Gönder


FOTO GALERİ

Minik yazarlar, Atatürk`ü yazdı: Ben Seni Hiç Görmeden Sevdim

#

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com