ATATÜRK'ÜN IŞIĞINI YANSITAN ADAM : MUAMMER AKSOY | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >> ATATÜRK'ÜN IŞIĞINI YANSITAN ADAM : MUAMMER AKSOY31.01.2016 21:33

ATATÜRK'ÜN IŞIĞINI YANSITAN ADAM : MUAMMER AKSOY

ATATÜRK'ÜN IŞIĞINI YANSITAN ADAM : MUAMMER AKSOY


31 Ocak 1990 tarihinde, Ankara'da, evinin girişinde hain bir pusuda katledilen, A.Ü.Hukuk Fakültesi ve A.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi, Türk Hukuk Kurumu başkanı, Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanı ve Cumhuriyet gazetesi yazarı, Devrim Şehidimiz Prof. Dr. Muammer Aksoy'u saygı ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad olsun...


Bu haber 1348 kez okundu.
 

ATATÜRK'ÜN IŞIĞINI YANSITAN ADAM :
MUAMMER AKSOY
Dicle Eroğul yazdı..

“Halk Partisi'nin (CHP) asıl ruhu, tam bağımsızlık ve kayıtsız koşulsuz millet egemenliğidir. Bu ulusun kaderini eline bırakacağımız insanlardan kurulu Meclis (TBMM) ve onun hükümetinin dikkatle izleyeceği dava, hiçbir yandan ulusun bağımsızlığına ve egemenliğine göz dikilmemesinden ve bu bağımsızlığa ve egemenliğe dikilecek gözleri çıkarmaktan ibaret bulunacaktır.”
Prof. Muammer Aksoy, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri'nden bu sözlerini,  “Atatürk'ün Işığında Tam Bağımsızlık İlkesi” kitabında aktarıyordu 

26 yıl önce bugün, 31 Ocak 1990 tarihinde, Ankara Bahçelievler'de, evinin girişinde hain bir pusuda vurulan, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi, Türk Hukuk Kurumu başkanı, Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanı ve Cumhuriyet gazetesi yazarı, Devrim Şehidimiz Prof. Dr. Muammer Aksoy, Atatürk'ün ışığını yansıtıyordu. Ve bu yüzden hedef seçilmişti, karanlık odaklar tarafından.


Prof. Cihan Dura, 31 Ocak 1999 tarihli yazısında şöyle diyordu: 

“1960’larda “Siyasal”da öğrenci iken, ne yazık ki “sevgili öğretmenimiz”den ders alma onur ve mutluluğuna erememiştim. Ancak, onun her zaman devingen varlığı, zekâ fışkıran gözleri, sevimli ve filozof yüzü uzaktan hep içimi ısıttı ve aydınlattı; pırıl pırıl, bugüne değin belleğimde kaldı.”

Prof. Aksoy, Atatürk'ün “tam bağımsızlık” ilkesine verdiği önemi özellikle vurgulamıştı, yaşamında, derslerinde ve eserlerinde. Muammer Aksoy, “Atatürk ve Tam Bağımsızlık” adlı kitabında Atatürk'ün bağımsızlık kavramına atfettiği önemi, O'nun şu sözleriyle vurguluyordu: 

“Bir millette şerefin, saygınlığın, namusun ve insanlığın var olabilmesi, mutlaka o milletin hürriyetine ve bağımsızlığına sahip olması ile mümkündür.” Öğrenme ve öğretmede “tükenmez bir tutku” sergileyen Prof. Muammer Aksoy'un; insanı, insan vicdanını her şeyin önüne koyuşu, Mümtaz Soysal’ın deyişi ile, “rol aldığı her alana, demokrasi savaşımına, anayasa ve meclis çalışmalarına, adalet kavgalarına ve üniversite öğretimine damgasını vuran bir özellik oldu.”

Muammer Aksoy'un tüm yaşamında, Atatürk'ün tam bağımsızlık ilkesinin hayata geçirilişini izleyebilirsiniz. Yabancı petrol şirketleriyle 1960'lı yılların başında anlaşmazlıklar olunca, kişisel tanıdığı olan o zamanın Enerji Bakanı İhsan Topaloğlu'nun hukuk desteği talebi üzerine Aksoy, petrol ve devamında madenlerin sömürülmesi konularına girer. Bu konularda makaleler ve kitaplar yazar. 1980'li yılların sonunda Türk Petrol kanunu gündeme geldiğinde, Muammer Aksoy'un bu yasaya çok sert eleştirileri olur. Milli Petrol davamızın öncülerinden biri olarak geçer tarihe. 

Atatürk'ün “tam bağımsızlık” ilkesini çok iyi incelemiş, kavramış ve özümsemiş olan Aksoy, yaşamının bütün evrelerinde Atatürk'ü yansıtmıştır. O'nun gösterdiği akıl ve bilim yolunun, en etkin takipçilerindendi; Bahri Savcı’nın deyişiyle “bilimde de, bilimi yaşama vurmakta da bir olay” olmuştur.

1961 Anayasa'sının hazırlanışında etkin rol almış ve Kurucu Meclis'te görüşülürken anayasanın sözcülüğünü yapmış olan Prof. Muammer Aksoy, bir kitabına verdiği “Devlet Hukukla Yaşar” ismiyle tarihe not düşmüştü bu önemli saptamayı. Yaşamı bir hukuk mücadelesi tarihiydi; alanlarda demokrasi savaşımı, mahkemelerde hukuk savaşımı verdi. 

Atatürk'ün “Adalet gücü bağımsız olmayan bir ulusun devlet halinde varlığı kabul edilemez.” sözleriyle vurguladığı bağımsız adaletin peşindeydi. 

Yaşamının bir evresinde siyasete de girmiş olan Muammer Aksoy, bu alanda da örnek kişiliği ile öğretici oldu. Siyasetin dürüstlükle, yurtseverlikle yapılması gerektiğini gösterdi. 

Muammer Aksoy, son nefesine kadar Türkiye'yi bekleyen şeriatçı tehlike konusunda uyarılarda bulundu. Laiklik ilkesinin ateşli bir savunucusuydu. Laiklik ona göre Türkiye'nin ana sorunu idi. 

Aramızdan ayrılışından kısa bir süre önce, Aysel Aziz’in “Radyo ve Televizyon yayınları” üzerine yaptığı bir görüşmede de, laiklik ilkesinin her toplumsal girişimde en önce gözetilmesi, esirgenip korunması gereken temel olduğunu vurgular:
“Türkiye’nin ana dâvâsı laikliktir. Laiklik ilkesinin kalkmış olduğu bir Türkiye, çağdaş uygarlık düzeyine kesinlikle ulaşamaz. Çünkü Şeriat’ın yarısı ibadet ve inançla, öbür yarısı devlet düzeniyle ilgilidir. Bundan anlaşılır ki laiklikten ayrıldınız mı, çağdışı duruma düşmekten kurtulamazsınız. Dolayısıyla laiklik Türkiye’nin, Türk Devleti’nin yaşam sorunudur. Gerek 163. madde konusunda, gerekse Devlet dışında özel radyo ve TV’ler konusunda, üzerinde düşünülecek nokta; laiklikten uzaklaşan yayınların denetlenmesi sorunudur. Devlet kontrolünde olan bir radyo ve TV, laiklik ilkesinden ayrılamaz. Tersi durumda, parası olan, -açıkça söylüyorum- Arabistan’dan yardım gören kişi ya da kuruluşlar da radyo ve TV yayını yapacaklar, Türkiye’de laiklik ilkesinin altını oymaya ve onu çökertmeye çalışacaklardır. Laiklik konusu Türkiye’nin politik ufkunda problem olmaktan çıkmadan, ben; asla Devlet radyosu ve televizyonu dışında, özel radyo ya da televizyon kurulması yanlısı değilim.”

Atatürk’ü her yönüyle, Muammer Aksoy kadar derinden kavrayıp, onun kadar içten anlatabilen pek az kişi vardır. Cumhuriyet dönemi Türk Aydınlanmacılarının ilk sıralarında yerini alan Prof. Muammer Aksoy'un, “Atatürk ve Tam Bağımsızlık” başlıklı kitabında alıntılanan aşağıdaki bölüm, onun Atatürk'ü ne kadar derinden kavramış olduğunun bir kanıtı gibidir:

“Atatürk’e göre, “Tam bağımsızlık demek; siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda... tam özgürlük demektir.” Tam (gerçek) bağımsızlık; çok yönlü bir kavram olup, yalnızca siyasal boyutlu değildir. Bu, bağımsızlığın “aldatıcı olanı”dır. Çünkü, siyasal bağımsızlık, tek başına, bağımsızlık dâvâsını çözemez. Bir bağımsızlık; “tam” ve “gerçek” sayılabilmesi için, ekonomik, mâli (finansal), adli, askersel, sosyal ve ekinsel (kültürel) alanlarda da gerçekleştirilmiş olmalıdır. Eğer bir devlet bu saydığımız alanların tekinde bile başka bir devletin etkisi altında ise, bağımsız olduğu söylenemez. Tam bağımsız bir devlet, her alanda tam serbestliğe sahiptir. Siyasal, askersel ve ekonomik açılardan, öteki devletlerle tam eşitlik konumundadır. Onurludur, saygı görür.

Tam bağımsızlıktan yoksun bir devlet, siyasal rejim sorunu dahil, hiçbir sorunu halk yararına çözüme kavuşturamaz. Örneğin, koruyucu/sömürgen devlet(ler); ülkede gerçek bir demokrasinin uygulanmasını engeller. Çünkü “demokratik mekanizmanın gereği gibi işlemesine razı olması demek, ekonomik alanda sağladığı ayrıcalıklı durumun yani sömürünün, sona ermesini göze alması demektir.” Vasi devlet; yardım ettiği devletin ekonomik bağımsızlığına -ekonomik sorunlarını ülke halkının yararına olarak çözümlemesine- razı olamaz. Çünkü vasi devletin asıl amacı (tüm çabalarının ödülü), ekonomik sömürüdür. Çağımızda bu sömürü; haraca bağlama ya da askeri işgal yoluyla değil, sömürülecek ülke ekonomisinin kilit noktalarını ele geçirme, piyasalarını açık pazar hâline getirme, yabancı sermaye kârları elde etme gibi yollardan gerçekleştirilmektedir. 

Oysa Atatürk’ün uyardığı gibi, ülke ekonomisinin gelişip yükselmesi; ancak tam bağımsızlıkla mümkündür. Sürekli borçlanan bir ülke ise, mali bağımsızlığını yitirir ve sonunda çöker. Osmanlı Devleti bunun acı bir örneğidir. Bu nedenle Atatürk; gelecek kuşaklara, yabancılara asla borçlanmamayı öğütlemiştir. Dış borçlanmaya ancak zorunluluk halinde üretim amacıyla ve mâli bağımsızlığımızı zedelemeyecek koşullar altında gidilebilir.

Eğer ekonomik, mâli, kültürel, adli, askersel bağımsızlık yitirilirse, yani “eşit taraf” olma durumundan çıkılırsa, bu davranış; siyasal bağımsızlığın da kaybolması, “barışçı yol”dan köleliğin kabul edilmesi sonucunu verecek, ekonomik ve toplumsal kalkınma bir düş olacaktır. Dahası, siyasal bağımsızlık da gereğince işlemeyecektir. Çünkü sömürgen devlet; işine gelmeyen hükümetlerin devrilmesi ve onların yerine, uşaklık edecek hükümetlerin geçmesi için - “sahte demokrasi,” para, baskı, askeri darbe başta olmak üzere- her çareye başvuracaktır.

Özetle, Atatürk’ün dediği gibi, bağımsızlığı herhangi bir alanda yitirmek, onu tümden yitirmek sonucunu doğurur. Çünkü, kısmen de olsa, bağımlı duruma gelmiş bir toplumun maddesel ve tinsel gelişmesi ipotek altına girer. Zamanla da tam bağımlı devlet durumuna düşer.”

“Özgürlük, hazmı güç bir besindir. Sindirebilmek için kuvvetli olmak gerekir.” sözü Jan Jack Rousseau'ya aittir. Atatürk'ün sözlerinde de özgürlük ve bağımsızlık birlikte vurgulanır. 

Adeta diyalektik bir bütündür özgürlük ve bağımsızlık Atatürk ilkelerinde. Rousseau'nun özgürlüğü sindirebilmek için şart koştuğu kuvvetli olma durumu, ancak bağımsız olma koşulu ile sağlanabilir. Bağımsız ve kuvvetli olunmadan özgürlük sindirelemez. Bugün “bağımsızlık” ilkesini ağızlarına bile almadan sürekli “özgürlükçü demokrasi”den dem vuranlar, işte bu yalın gerçeği kavrayamamış olan göbekten emperyalizme bağlı siyasetçilerdir. Bağımsız olmayan bir demokrasi, Aksoy'un deyimiyle “sahte demokrasi”, ancak emperyalizmin kendine çizdiği sınırlar içerisinde özgürlükçülük oyunu oynayarak, halkı aldatmaya yarar. Yukarıdaki alıntıda da görülebileceği üzere, Muammer Aksoy, bunu çok iyi anlamış ve anlatmaya çalışmıştır.   

Emperyalizm patentli “özgürlükçü demokrasi” masallarıyla halkımızı uyutmaya çalışan “sahte demokrat” siyasetçiler; madenlerimizi, topraklarımızı, bütün değerli varlıklarımızı sömürgenlere satan iktidarlar; milletimizi karanlık ortaçağ devrine sürükleyen idareciler; bağımsızlığımıza ve egemenliğimize dikilen gözleri çıkarmak bir yana, o gözlerin esiri olan üyelerin çoğunlukta olduğu bir Meclis… Böyle bir atmosfer içersindeyiz. Ancak umutsuz değiliz...  

Türkiye’nin Atatürk ilkelerinden saptırılmakta olduğu bugünlerde, ön saflarda savaşım veren, laik ve tam bağımsız Türkiye ideali ile bütünleşen ve bu ilkeleri canı pahasına savunan Prof. Muammer Aksoy, Atatürk’ten devraldığı ilkelerle yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Dicler Eroğul, 31.01.2016

Etiketler: Muammar Aksoy - ADD - Atatürk - Atatürk ve tam bağımsızlık - Dicle eroğul

Diğer GÜNCEL haberleri
Yorum Ekleyin
Üye Yorum
Gönder


FOTO GALERİ

Minik yazarlar, Atatürk`ü yazdı: Ben Seni Hiç Görmeden Sevdim

#

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com