Suay Karaman- Terör, Atatürk Döneminde Olduğu Gibi Toprak Reformu Ve Kalkınma Ile Bitirilebilir | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >> Suay Karaman- Terör, Atatürk Döneminde Olduğu Gibi Toprak Reformu Ve Kalkınma Ile Bitirilebilir03.02.2015 22:48

Suay Karaman- Terör, Atatürk Döneminde Olduğu Gibi Toprak Reformu Ve Kalkınma Ile Bitirilebilir

Suay Karaman- Terör, Atatürk Döneminde Olduğu Gibi Toprak Reformu Ve Kalkınma Ile Bitirilebilir


TÜMÖD Genel Sekreteri Suay Karaman, Ulusal kanal'da yayınlanan Ses ve Nefes programın da Türkiye'ye yönelik terör ve propaganda saldırılarını değerlendirdi. Terörle mücadele yaralanan Gazilerin sorunlarına da değinilen programda Gazi İsmet Gürdal yaşadıkları sorunları anlattı.. Suay Karaman "Terör, Atatürk döneminde olduğu gibi toprak reformu ve kalkınma ile bitirilebilir" dedi.


Bu haber 1379 kez okundu.

SES VE NEFES PROGRAM SORULARI VE 

SUAY KARAMAN'IN AÇIKLAMALARI


SES VE NEFES SORU 1

Irkçılıkla, Ermeni düşmanlığıyla” suçlamak özgür tartışmayı engellemek değil mi? Yani tarihin her hangi bir dönemini bilimin ışığında tartışmak yerine “soykırım oldu. Bunu tartışma. Sadece kabul ve özür dile” demek ne anlama geliyor? Bu bakış açısı da kendi içinde baskıcı ve faşizan bir bakış değil mi? 

 

Bu bakış açısı kesinlikle çağ dışıdır, baskıcıdır, faşist bir yaklaşımdır. Özür dilemek için gerçekten soykırım yapılmış olması gerekir. Soykırım tanımı ile 1915 yılında Osmanlı Devleti’nin uyguladığı zorunlu göç olayı örtüşmemektedir. Zaten gerek Sovyet ve İngiliz  arşivleri, gerekse Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ohanes Kaçaznuni’nin, 1923 yılında Bükreş'te yapılan Ermeni sorunuyla ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu rapor gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Kaçaznuni’nin Osmanlı döneminde yaşananları anlattığı kendi imzasını taşıyan bu rapor kitaplaştırılmış ve Avrupa ülkelerindeki parlamenterlere dağıtılmıştır. Bu rapor çok ilgi çekici ve gerçeklere ışık tutucu niteliktedir. Rapordan bazı alıntılar yapalım:

 

“Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türkler'in düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye'den ‘denizden denize Ermenistan’ talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika'ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türkler'le savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

 

Askeri operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya'ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaat ettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan'ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.  1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem en kesin ve uygun olanıydı.

 

1914-1918 yıllarında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan Türkler, direnerek iki yıl içerisinde tekrar kendilerine geldiler. Yeni genç ve milliyetperver duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu'da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. Türkiye'de milli bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı. Türkler, Sevr Antlaşması'na askeri güçle karşı koymak zorundaydılar. Bizim bu dönemde barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Çok geçmeden sınırlarımıza askerî operasyonlar başladığında, Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayı teklif ettiler. Biz ise onların bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydı. Bu, görüşmelerin kesinlikle başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmezdi ama bu görüşmelerde barışçı bir sonuca ulaşma olanağı vardı.“

 

Bugün sözde soykırım diye tutturanların, emperyalist maşaların ve yerli yağdanlıkların bunları çok iyi okuması gerekir. Şimdi diyebilirler ki bu demeçler 1923 yılında kalmış. O zaman 2007 yılından bir örnek verelim. 19 Ocak 2007 tarihinde öldürülen gazeteci, yazar Hrant Dink’in, 17 Nisan 2006 tarihinde Malatya’da yaptığı konuşma soykırım destekçilerinin yüzlerinde şamar gibi patlamaktadır: “Geçmişte İngilizlerin, Fransızların, Rusların, Almanların şu topraklar üzerinde oynamış oldukları rol neyse, bugün aynen tekrarlanıyor. Geçmişte Ermeni halkı, onlara güvendi, kendilerini Osmanlı’nın zulmünden kurtaracaktı. Ama yanıldılar çünkü onlar geldiler, kendi işlerini, kendi hesaplarını yaptılar, çekilip gittiler ve burada kardeşi kardeşle kan içerisinde bıraktılar. Ve bugün Kürtlerin yaşadığı aynı şey. Bugün Amerika geldi Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti oluşturmak üzere. Kürt kardeşlerimiz için orası bir çekim alanı mı oldu, ne oldu, bir başka birşey mi oldu, bir ümit mi oldu, bu çok tehlikeli bir iş. Amerika bu, gelir o kendi hesabını yapar, işine bakar, işi bittiğinde de çeker gider. Ondan sonra da burada tekrar insanları birbirileriyle kendi didişmesi içerisinde bırakır.”  Bunun hakkında başka bir söz söylememize gerek yok sanırım.

 



SES VE NEFES SORU 2

Ermeni Soykırım iddiaları tartışılırken nedense Ermeni Terör Örgütü ASALA’dan hiç bahsedilmiyor. Dünyanın dört bir yanında Türk diplomatlarını öldüren, onlarca masum insanı katleden ASALA terör örgütünü neden kimse konuşmuyor? Neden bu dramlar hiç yaşanmamış gibi üzeri örtülüyor bazı konuların? Tabi bu soruyu sorarken ASALA’dan hemen sonra silahlı faaliyetlere başlayan PKK’ya da değinmenizi istiyorum. Yani Türkiye’de terör farklı isimlerde olsa da sürekli devam etsin mi isteniyor? Dün ASALA bugün PKK, PKK’dan sonra da başka bir terör örgütü mü olacak? 

 

Ermenistan, ASALA (Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia - Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu) terör örgütünü kurarak, birçok devlet görevlilerimizi öldürmüştür. Bu yüzden Ermenistan’ın, terörü destekleyen bir devlet olarak, yargılanması gerekmektedir. ASALA özellikle bağımsız bir Ermenistan kurmak, Ermeni Soykırım iddialarını Türkiye Cumhuriyeti hükümetine kabul ettirmek, tazminat ödettirmek ve iddia edilen Ermeni vatanına topraklarının geri verilmesi için çalışmıştır. ASALA militanları, bir dönem Yunanistan ve Suriye istihbarat servislerinin her türlü eğitim, öğrenim ve lojistik desteklerinden yararlanmışlardır. 15 Temmuz 1983 tarihinde Paris Orly Havaalanı’nda Türk Hava Yolları bürosunu bombalayıp, katliam yapan Ermeni terörist Varujan Garbisyan (Partikyan) ulusal kahraman ilan edilmiştir. Bu terörist 6 Eylül 2008 tarihinde Erivan’da, AKP’nin gülünün de izlediği Ermenistan ile Türkiye arasındaki futbol maçı için protokol tribününe davet edilmişti.

 

EOKA terör örgütü bitirilince, ASALA terör örgütü kurulmuştu. ASALA bitirilince PKK terör örgütü kurulmuş ve eylemlere başlamıştı. Emperyalist güçler, ülkemizi bölmek ve parçalamak için, sürekli terör örgütlerine destek olmaktadırlar. Yıllardır EOKA ve ASALA terör örgütlerine destek olanlar, daha sonra PKK terör örgütüne destek olmadılar mı? Yunanistan, Rusya, ABD, İtalya, Almanya, Belçika, Hollanda, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, İran, Suriye gibi ülkeler doğrudan ya da dolaylı olarak PKK terör örgütünü desteklemişlerdir. Kimileri uyuşturucu işinde destek olmuş, kimileri eylemlerine silah ve cephane sağlamış, kimileri bomba eğitimi vermiştir. PKK terör örgütünün başı, bebek katili Öcalan’ı da paketleyip bize teslim etmek, emperyalizmin planlarından birisiydi.

 

Eğer Türkiye’yi Ankara’dan yönetemezsek, vatanseverler ülkemizin yönetiminde söz sahibi olamazlarsa, yarın başka bir terör örgütü kurdurulup, farklı eylemlerde bulunulabilir. Bunun için ulusal güçlerin bir araya gelmesi gerekmektedir.

 

 

SES VE NEFES SORU 3


Bildiğiniz üzere PKK, doğu ve güneydoğuda paralel devletini inşa etti. Neredeyse devletin her kurumunun karşılığı olan bir kurum PKK tarafından kuruldu. Bölge halkı büyük bir baskıyla karşı karşıya. PKK kendisine karşı gelen herkesi öldürmekle tehdit ediyor. Fakat öte yandan müebbet hapisle cezalandırılan Öcalan, kendisine tahsis edilen adada heyetler kabul ediyor, sürekli mesajlar veriyor. Herhangi bir mahkumun sahip olmadığı haklar Öcalan’a çok doğalmış gibi veriliyor. Sizce hükümet ne yapmak istiyor? Hükümet neden Apo’yu Kürtlerin tek temsilcisi olarak lanse ediyor? 

 

Bugün ülkemizde bir hükümet boşluğu vardır. Tabii bunun yanında muhalefet boşluğu da söz konusudur. Emperyalizm, siyasi partilerin, demokratik kitle örgütlerinin ve sendikaların bir bölümünü açık ya da gizli bir şekilde ele geçirmiştir. Siyasi iktidar, emperyalist güçlerin her dediğini yerine getirmektedir. Emperyalist ABD’nin Ortadoğu’yu işgal projesinde eş başkanlık göreviyle övünç duyanlardan, ulusal politikalar beklemek, ulusal sorunlara çözüm istemek olanaksızdır.

 

Terörle mücadelede başarılı olmak için, şimdiye kadar izlenen politikalar tekrar gözden geçirilmeli, terör örgütünün maddi kaynakları kurutulmalı ve terörü destekleyen ülkelere karşı etkin önlemler alınmalıdır. Terörle ilgili istihbaratın “Çekiç Güç“ aracılığıyla PKK terör örgütüne silah ve malzeme yardımı yaptığı belirlenen ABD’den alınmaması gerekir ve silah zoruyla siyasi çözüm dayatmaya çalışanlarla görüşme yapılmamalıdır.

 

Terör sorunu emperyalist güçlerin dayatmasıyla değil, Mustafa Kemal Atatürk zamanında yapıldığı gibi, yurtsever projelerle çözüme kavuşturulmalıdır. Tüm yurttaşlarımızın eşit hak ve özgürlüklere kavuşturulduğu, kardeşçe ve korkuya kapılmadan yaşadığı, bölgeler ve sınıflar arası dengesizliklerin giderildiği bir düzende ulusal projelere gereksinim vardır. Ülkemizde ağalık sorununun ortadan kaldırılarak, yapılacak toprak reformu ile tarım, hayvancılık ve sulama gibi ulusal projelere gereksinim vardır. Hafif ve ağır sanayi projelerine gereksinim vardır. Tüm yer altı ve yer üstü kaynaklarımızın ulusal projeler içinde kullanılmasına gereksinim vardır. Hem sosyal devleti, hem de ulusal devleti yıkmayı amaçlayan özelleştirmelerin geri alınması için, ulusal projelere gereksinim vardır. Yapılan haksızlıkların, soygunların, talanların, çalanların ve zulümlerin hesabının sorulduğu bir düzen için, sosyal hukuk devleti ilkelerinin yeniden yaşama geçirildiği ulusal projelere gereksinim vardır. Enerji, ulaşım ve iletişim alanlarında ulusal projelere gereksinim vardır. Yatırımların planlanarak, yeni iş alanlarının açıldığı, gelirin ve verginin adil olarak dağıtıldığı ulusal projelere gereksinim vardır. Eğitimin her kademesinin yaygınlaştırılmasına, eşit seviyede yapılmasına, kültür ve sanata gereksinim vardır.

 

Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan, kendine tahsis edilen İmralı Adası cezaevindeki infaz koşulları için İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi'ne (İHAM) başvuruda bulunmuştur. İHAM 2. Dairesi, 18 Mart 2014 tarihli kararında, Türkiye'de her zaman af çıkmasına karşın, terör konusunda af çıkmadığını, Öcalan'ın ölene kadar cezaevinde yatacak olmasının doğru olmadığını, bu nedenle mutlaka koşullu salıverilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Karara yapılan itirazları da reddetmiştir. İHAM 2. Dairesi aynı kararında, PKK’nın terör örgütü olduğuna tekrar vurgu yapmış, Öcalan’ın, örgütü ile olan bağlantısının da tekrar altını çizmiş ve bu bağlantının sürdüğünü ifade etmiştir. Cezaevine konulan bir kişinin, kendisine yüklenen suç ile bağlantısının kesilmesi gerekmektedir. Öcalan'ın, cezaevine girdiğinde PKK terör örgütüyle önce kesilen bağlantısı, daha sonra tekrar sağlanmıştır. Dünyada ilk kez böyle bir olayla karşılaşılmaktadır. İHAM tarafından yapılan bu saptamaların, ülkemizde bugüne kadar yapılamamış olması, son derece üzücüdür ve üzerinde önemle durulması gereken olgulardır. Yaratılan bu tabloda, süreçteki Adalet Bakanlarının, İçişleri Bakanlarının, Başbakanların, tüm hükümet üyelerinin, kısaca siyasi iktidarın sorumluluğu bulunmaktadır.

 

Bu konuda söylenecek en kısa söz şudur; ya emperyalizmin maşası olup, vatana ihanet edeceksiniz, ya da ulus devleti savunup, yurtseverlerin yanında yer alacaksınız.

 

 

SES VE NEFES SORU 4


Türkiye’de sizin de bahsettiğiniz gelişmeler yaşanırken bir yandan da kendilerine liberal demokrat, acar demokrat, en büyük demokrat diyen sözüm ona gazeteciler ya da akademisyenler, adeta birer koçbaşı gibi halkın zihninde gedikler açmaya çalışıyorlar. Fakat karşıt görüşleri savunan gerçek bilim adamlarına televizyon ekranları kapalı. Gazetelerde yer bulamıyorlar. Bu durumun sebebi nedir? Yani ülkenin birliğini savunan aydınlara uygulanan ambargonun arka planında neler var? 

 

Geldiğimiz süreçte önce üniversiteler, ardından medya, sonra yargı ele geçirildi. Daha sonra silahlı kuvvetler de bu ele geçirme operasyonundan payını aldı. Bu süreçte emperyalist projelere destek verenler hep el üstünde tutuldu, korunup, kollandı; destek vermeyenlere medya ambargosu kondu, görmemezlikten gelindi bazılar ise Silivri’ye gönderildi. Bu olayın arkasında ulus devleti yıkma planları olduğu çok açıktır. Türkiye’nin yaşadığı gerçeklerin, topluma gösterilmesini istemeyen emperyalist güçler, ülke bütünlüğünü savunanlara ambargo koymaktadır. Gerçek yurtsever aydınların, toplumu uyandırmasından korkanların bu planlarının mutlaka en kısa sürede bitirilmesi önemli bir sorumluluktur.

 

 

SES VE NEFES SORU 5


Cumhurbaşkanının tarafsız olması gerekiyor Anayasamıza göre. Fakat Recep Tayyip Erdoğan’ın bırakın tarafsızlığı hala Başbakan ve AKP genel Başkanı gibi davrandığını, muhalefet partilerini aşağılamaya devam ettiğini görüyoruz. Muhtemelen birkaç ay içinde AKP adına sokaklara da çıkacak. Açılış ya da başka adlarla mitingler düzenleyip AKP’ye oy isteyecek. Bu durumda ne yapılması gerekiyor sizce? Cumhurbaşkanı her istediğini yapabilecek, kendini hukukun üstünde görebilecek bir kişi midir? 

 

Anayasaya göre kesinlikle Cumhurbaşkanı her istediğini yapabilecek, kendini hukukun üstünde görebilecek biri değildir. Böyle bir uygulama demokrasi tanımı ile de çelişmektedir. Böyle bir uygulamanın adı padişahlıktır, faşizmdir. Muhalefetin çok silik olduğu parlamentoda AKP hükümetini de dışlayarak yasama, yürütme ve yargı görevlerini Tayyip Erdoğan tek başına yapmaktadır. Yapılan binalara saray diyerek ve külliye adını verdiği yerleşke ile kendisini gerçek bir padişah sanmaktadır. Ama Yüce Divan yollarında, neyin ne olduğunu hep birlikte göreceklerdir.

 

Anayasaya bağlı kalacağına namusu ve şerefi üzerine and içen Tayyip Erdoğan, şimdi anayasadaki yetkiler bana yetmiyor demektedir. Tüm yetkileri kendinde toplamak isteyen ve 12 yıldır sivil darbe yapan Tayyip Erdoğan, şimdi de hükümete doğrudan darbe yapmaktadır. Ruhuna işleyen diktatörlük, faşist işler yapmasına olanak sağlamaktadır. Ama bu sürecin sonuna geldiklerinde ne olacaklar, ne yapacaklar, hep birlikte izleyip göreceğiz.

 

Eğer güçlü bir muhalefet olsa, Tayyip Erdoğan bu şekilde hareket edemezdi. Zaten bana göre ülkemizin en önemli sorunu muhalefet boşluğudur. Siyasi iktidar, parlamentoda son derece rahattır.

 

 

SES VE NEFES SORU 6


Biraz da milletvekillerinin durumundan bahsetmenizi rica edeceğim. Bizim çocukluğumuzda milletvekili denince bir ağırlıkları vardı. Bulundukları bölgelerde saygı duyulan insanlar vardı. Oysa şimdilerde el kaldırıp indirmek dışında bir şey yapmayan, liderine her koşulda itaat eden bir milletvekili portresiyle karşı karşıyayız. Milletvekilliği gerçekten ne demek? İnsanları sessizliğe ve lidere her koşulda itaate zorlayan bu sistem nasıl yaratıldı? Bu memlekette milletvekilinin itibar kaybına uğramasının sebebi nelerdir? 

 

Haksızlık etmeyelim, şimdiki milletvekillerinin de ağırlıkları var. Kimisinin kilosundan, kimisinin saatinden, kimisinin ayakkabı kutusundan, kimisinin ihalelerden gelen ağırlıkları vardır. Hepsinin ortak özelliği, liderlerine sınırsız itaat etmektir. 12 Eylül 1980 darbesiyle her şey değiştiği gibi, milletvekillerinin kalitesi de değişti, eksi yönde.

Bakın bugün 12 Eylül’den hesap soruyoruz diyenler, neden seçim yasalarını, %10 barajını, Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmiyorlar? Çünkü bu sistem herkesin hoşuna gitmektedir. Anımsayın 1983 seçimlerinde milletvekili listeleri beş tane Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin onayından geçmişti. Buna askeri vesayet deniyor. Bugün parlamentodaki partilerin milletvekilleri sadece genel başkanlar tarafından seçiliyor. Buna da sivil vesayet denir ama kimsenin sesi çıkmıyor. Yani ülkemizde bir demokrasi oyunu oynanmaktadır.

 

Yargı denetiminde tüm parti üyeleriyle birlikte önseçim yapılmazsa, sonucun böyle olması normaldir. Genel başkana karşı ses çıkaramazlar, çünkü onun onayıyla gelmişlerdir ve bir çoğu sonraki seçimi düşündüğü için, genel başkanın sözünden dışarı çıkamaz. Böyle olunca milletvekilinin itibar kaybına uğraması doğaldır. Milletvekili halkının mutluluğu ve ülkesinin refahı için çalışan, bağımsız düşünceli saygın bir kişilik ortaya koymalıdır. Ülkenize yapılan emperyalist kuşatmalara ses çıkaramazsanız, sömürüye ortak olursanız, bölünme ve parçalanma senaryolarında figüran olarak görev yaparsanız, genel başkanın kuklası olursanız, itibarlı bir milletvekili olamazsınız. Bugün parlamentodaki milletvekillerinin hepsi böyle midir derseniz, belki bir elin parmağı kadar farklıdır diyebiliriz.


 

SES VE NEFES SORU 7


Milletvekilleri demişken son olarak 2015 seçimlerinden bahsetmenizi isteyeceğim. 2015’te sandıkta ne için oy kullanacak insanlar? 2015’te örneğin AKP kazanırsa ne olacak? Ya da kaybetse ne değişecek? HDP, %10 barajını aşsa ya da aşamasa ne değişecek? Bize 2015 senaryolarını yorumlar mısınız? 

 

Ağustos 2014 tarihinde cumhurbaşkanı seçimi olmuştu ve dayatılan adaylar karşısında yaklaşık %26 seçmen, oy kullanmaya gitmemişti. Bu seçimde de özellikle parlamento içi muhalefet partileri doğru bir önseçim yapmadan, partilerinin ilkeleriyle örtüşmeyen adaylarla seçime girerlerse, büyük hayal kırıklığı yaratırlar. Özellikle CHP, ilkelerine bağlı yurtsever adaylar yerine liberal, dinci, f tipi, bölücü adaylar seçerse, ana muhalefet partisi bile olamaz. MHP, zaten hep sıkışık durumda AKP’nin yedeği olmuştu, şimdi gelinecek sürecin de bundan farklı olacağını düşünmüyorum. HDP, % 10 barajını aşamayabilir, ama CHP’nin adayları kötü olursa, barajı aşabilir. Aynen cumhurbaşkanı seçiminde olduğu gibi, bazı CHP oyları HDP’ye kayabilir.

AKP’de düşüş olacaktır. Başbakan, başbakanlığı Tayyip Erdoğan’a kaptırdığı için ve Tayyip Erdoğan’ın AKP Genel Başkanı gibi çalışması oy yitimine neden olacaktır. Bu durumda değişen fazla bir şey olmaz. Eğer muhalefet partilerinin vekilleri şimdikine benzerse, yine sesleri çıkmaz, genel başkanlarını dinlerler. Ulusal sorunlarda ağırlıklarını koyamazlar ve çok sıkıntılı günlere doğru yol alırız.

Parlamento dışı yurtsever partilerin bir araya gelerek seçenek oluşturması gerekir. Çünkü ülkemiz artık emperyalizmin emrinde yönetilmekte ve bölünme senaryolarının gerçekleştirilmesi gündemdedir. Bu yüzden yurtsever partilerin işbirliği yapması gerekmektedir. Hatta bu işbirliğine CHP ile MHP de zorlanmalıdır.

Tabii bu aşamada başka ittifaklar da gündeme gelebilir. Bazı partileri bir araya getirerek, Selahattin Demirtaş’tan yeni bir Aleksi Çipraz yaratılmak istenebilir. Çok dikkatli olmak gerekliliği vardır. Ama ne olursa olsun, bu son seçim falan olmaz. Bu ülke, 300 yıldır dünyayı sömüren emperyalizme karşı ilk kez zafer kazanan Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’dir. Mutlaka her şeyin üstesinden gelinir. Seçim sonucu olumlu da olsa, olumsuz da olsa umudumuzu yitirmemeliyiz. Büyük Atatürk’ün dediği gibi “Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar.”



Etiketler: Ulusal Kanal - Suay Karaman - Ses ve nefes - PKK - terör - Gazi - Koray Gürbüz - İsmet Gürdal

Diğer GÜNCEL haberleri
Yorum Ekleyin
Üye Yorum
Gönder


FOTO GALERİ

Minik yazarlar, Atatürk`ü yazdı: Ben Seni Hiç Görmeden Sevdim

#

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com