1 Mart tezkeresinin reddinin yıldönümü.. | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : Euro : Bist :
Ana Sayfa >> 1 Mart tezkeresinin reddinin yıldönümü..01.03.2019 23:57

1 Mart tezkeresinin reddinin yıldönümü..

1 Mart tezkeresinin reddinin yıldönümü..


AKP'nin, 1 mart 2003'te TBMM'ye gönderdiği, ' "Komşu ülkemiz Irak'a saldırmak üzere, Türkiye'nin en hassas bölgesine, yabancı askerlerin (ABD askerleri) yerleştirilmesini öneren 1 Mart tezkeresi"nin reddedilişinin yıldönümünde, O günkü TBMM'de, iktidar gücü ve çoğunluğuna hayır deme cesareti gösteren başta dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal olmak üzere, CHP grubunun firesiz Hayır diyen milletvekillerini ve hayır deme cesareti gösteren AKP milletvekillerini saygı ile selamlıyoruz.


Bu haber 2271 kez okundu.

1 MART 2003 - TARİHİ DÖNÜM NOKTASI
ÇOĞUNLUĞA SAHİP İKTİDAR TALEBİ REDDEDİLDİ

belki de AKP iktidarının , iktidar çoğunluğuna sahipken aldığı en önemli yenilgi, 1 Mart tezkeresinin reddedilmesidir. 2 Mart günü gazetelerin "Tayyip'e rağmen no" başlıkları çıktığı tezkerenin reddini sağlayan, başta dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal olmak üzere tam kadro hayır diyen dönemin CHP milletvekillerine, Erdoğan'a hayır deme cesaretini gösteren ve bunun da bedelini ödeyen dönemin AKP milletvekillerine saygılarımızı ve minnetimizi sunuyoruz.

1 Mart tezkeresinin reddedilmesi sürecinde, toplumsal muhalefete öncülük yapan, kamuoyunu zamanında ve etkili bir çalışma ile uyaran ve kamuoyunun tezkereye karşı güçlü bir direniş sergilemesine öncülük eden, Sayın Deniz Baykal'ın tezkerenin reddedilmesi ile ilgili değerlendirmesini ve tarihi konuşmalarından birisini dikkatlerine sunuyoruz..

DENİZ BAYKAL 1 MART TEZKERESİNİN REDDEDİLMESİNİ DEĞERLENDİRİYOR..

Belki de ilk defa, TBMM'nin o tarihte aldığı bu kararın önemi hükümetin önerdiği yeni bir politikayı reddetmiş olarak ortaya çıkmasıdır. Yani parlamentoda üçte iki çoğunluğa sahip olan iktidar, hükümet bir girişim yapıyor ve bu girişim parlamentoda reddediliyor. Bu açıdan bir defa çok önemli bir girişimdir.

TBMM HÜKÜMETİ AŞMIŞTIR
Bu parlamentonun bir tutumudur. İktidarın, hükümetin tercihi değildir. Yani TBMM hükümeti aşmıştır. Bu yönüyle büyük önem taşıyor. Ve iktidar, hükümet partisi yöneticileri bu sonuçtan memnun olmamışlardır. Çok şaşırarak karşılamışlardır. Parlamentoyu aşamamışlardır. Bu karar partiler arası, iktidar muhalefet milletvekillerinin işbirliği olarak gerçekleşmiştir. Parti tavrını aşan bir olaydır.

ÖNCÜLÜĞÜ CHP YAPMIŞTIR
Bunun öncülüğünü CHP yapmıştır. Tam kadro olarak mecliste yerini almıştır, ama ana muhalefet partisinin parlamentodaki temsil gücü bu kararı almaya hiçbir şekilde yeterli olmazdı. Muhalefetin bu tavrı iktidar partisi milletvekilleri tarafından da desteklendiği için bu karar çıkmıştır. Her iki partinin el ele vererek gerçekleştirdiği bir olaydır.

TÜRKİYE ETKİSİNİ KAYBEDERDİ
Eğer bu karar alınmamış olsaydı Türkiye Orta Doğu'ya yönelik askeri harekatın, özellikle Amerika'nın önderliğinde gerçekleştirilen bu harekatın, koalisyon güçlerinin bir cephesi olmayı kabul etseydi ve bu askeri harekatın karargahı haline, koalisyon güçlerinin yerleştiği bir coğrafya haline dönüşmeyi kabul etmiş olsaydı her şey çok farklı olurdu. 9 yıl sonra ortaya çıkan siyasi tablo içinde Türkiye'nin bu bölgede caydırıcı, yönlendirici bir güç olarak ortaya çıkması hiçbir şekilde söz konusu olamazdı. Yani Türkiye bölge prensiplerine karşı çıkan müdahale eden bir konuma girmiş olurdu ve bölgede orta dönemde, uzun dönemde etkin bir rol oynama gücünü kesinlikle kaybederdi.

Türkiye'nin Orta Doğu'da güç kazanmasına, saygın bir duruma gelmesine reddedilen bu tezkerenin önemli bir katkısı oldu. Tezkere reddedilmeseydi Türkiye savaşın bir tarafı haline gelecekti ve çok ciddi sorunlara yol açacaktı.

KARARIN ALINMASI KOLAY OLMADI
Bu kararın alınması hiç kolay olmamıştır. Böyle bir karar, bu zamana kadar müttefik olduğu ABD ile ilişkilerinde ciddi sorunlara yol açmıştır. Yani bu kararın önemi Türk-Amerikan ilişkilerinde sorunların ortaya çıkmış olmasıdır. Ülkeler böyle ciddi güçlerle zaman zaman karşı karşıya kalırlar. Alacakları her kararın menfi etkisi vardır. Kararın alınması, Amerika ile uzun süreli ciddi sorunların meydana gelmesi, sorunların yaygınlaşması kaçınılmazdı. İlişkilerde ciddi sorunlar yaşandı. Türk askerinin başına çuval geçirmekten tutun da pek çok sorun yaşandı.

ABD aldığı o karardan 8-9 yıl sonra bu gün gelinen noktada bu karardan sonra bambaşka bir görüntü sergilemektedir. Bu müdahale kararı Amerikan dış politikasında da tartışılmıştır. Ve bunun doğru olmadığını ifade eden, Amerikan güçlerinin Irak'tan çekilmesini, Obama yönetimi iş başına gelmiş bu süreç içinde Amerikan Irak defterini kapatmıştır.

ABD HATASINI ANLADI, BEDELİNİ DE ÖDEDİ
ABD yönetimi itiraf etmiyor, ama alınan kararlardan çıkan nokta müdahelenin doğru olmadığını gördüğü noktasına bizi getiriyor. Amerika da bunu görmüştür. Bugün Amerika çekilmiştir. Ortaya çıkan sonuç bölgede istikrara hizmet eden bir durum değildir. Terör kontrol altına alınamamış, daha da yaygınlaşmıştır. Üstelik ırak parçalanmıştır. Yüzbinlerce insanın öldüğü bir insanlık dramı yaşanmıştır ırak ta. Çok ağır bedel ödenmiştir. Yani insani bedel ödenmiştir. Bu bedeli Amerika da ödemiştir. Hem maddi bakımdan hem insani bakımdan. Irak travması Amerikan toplumunda derin yara açmıştır.
Vietnam sendromu gibi bir de Irak sendromu yaşamıştır. Ve bunun sonucundadır ki cumhurbaşkanı adayı yeni bir politika önerdi. Müdahale politikasını geriye çevirerek, çekilme kararını halka söyleyip, halkın da desteğiyle çekilmiştir. Halkın oylarıyla seçilmiş ve çekilmeyi gerçekleştirmiştir.

ABD POLİTİKAMIZIN DOĞRULUĞUNU ANLADI

Bugün 1 mart tezkeresinin Amerikan ilişkilerinde gerilim sorunu olmaktan çıktığını görüyoruz. Hatta tam tersine Türk-Amerikan ilişkilerinde Türkiye'nin önerilerinin bundan sonra daha dikkatle izlenmesi gerektiğini göstermiştir. Bir deneyim olarak ortaya çıkmıştır. Biz ve bir kısım yurtsever AKP'li milletvekilleri tezkereye karşı çıkarken çok eleştirildik. O dönemin hükümet yetkilileri "Girseydik Türkiye'nin yararına olurdu" dedi. Ve artık bizim ne kadar haklı olduğumuzu ABD' liler bile anladı.
Türkiye bölge dışı güçlerin hesaplarına alet olan bir ülke konumuna girdiği anda bir anda hiçbir beklenti ve yararın sağlayamayacağı kadar büyük kayıplar yaşamak zorunda kalacaktı.

SAYGINLIĞIMIZI ARTIRDI
Türkiye'nin bölgedeki ve dünyadaki konumu perişan olurdu. 1 mart Türkiye'nin bağımsızlığının, kendi yararları ve bölge yararlarını göze alarak savunmasını bütün dünyaya göstermiştir. Bu Türkiye'nin çok olumlu bir şekilde algılanmasına yol açmıştır. Yoksa Türkiye bir askeri müttefiki konumunu sarsmadan, gelinen noktalarda bunu koruyarak sürdürmesini başarmıştır. Kriz yaşanmıştır, Amerika ile ilişkilerde sıkıntı yaşanmıştır. Bunun böyle olduğu Amerikalılar tarafından da tespit edilmiştir. Türkiye sabırlı, kararlı davranarak bu sıkıntıları taşımayı göze alarak çok daha büyük kazanımlar elde etmiştir. Türkiye bugün çok daha saygın bir ülke konumundaysa dünyada o kararın etkisi çok önemlidir. Göze alınabilir, başka bir şeyle ödenebilir karşılığı olmaz bunun. Hiç bir bedelle satın alamazsınız bu kadar saygınlığı. Bugün olsa da aynı kararlılıkla mücadele ederim. Bunda hiçbir şüphe yok.

Ben eminim. Bugün olsa Amerika da bizim savımızı sürdürürdü. Diğer taraftan Amerika da görmüş olsaydı, bu bölgede ağır bedeller ödemenin dışında kalmayı tercih ederdi. Bugün Obama'nın anlayışı budur. Amerika buraya gelmiştir. Ağır bedel ödeyerek gelmiştir.

CHP TAKDİR EDİLMELİYDİ
O mücadelenin öncülüğünü CHP grubu yapmıştı. Ve kamuoyu tarafından o mücadeleyi yapan CHP grubu tam olarak anlaşılamamıştır. Ama biz tarihi bir görevi yerine getirdik. Bilenler çok iyi anlıyor. O parlamentoda bu sonucun alınmasına katkı yapan insanların en büyük onur ve şerefi olarak değerlendirecekleri bir olaydır bu. Eğer 1 mart tezkeresinde Türkiye bu tutumu sergilememiş olsaydı yine orta doğuda Türkiye saygın etkin büyük güçlü konumunda kesinlikle olamazdı. Türkiye ve TBMM tarihinin şerefli, onurlu sayfasında yer almıştır 1 mart tezkeresinin reddedilmesi .

BM KARARI YOKTU

Biz Meclis'te o tezkereyi reddederken hukukun üstünlüğü anlayışımız bu olayda kendini göstermiştir. BM kararının bile olmadığı bir olayda, uluslararası hukuk olmadan askeri bir müdahalenin haklılığı olamazdı. Bu çok temel bir durumdur. O zaman biz şöyle ifade etmiştik: uluslararası hukukun zorunlu olmadığı takdirde
Türkiye bölgedeki bir savaşın ne karargah ülkesi ne cephesi olamaz. Ve bu doğru bir formüldür. Türkiye bölge istikrarını, bölge barışını düzeltmeye mecbur bir ülkedir. Bu anlayışı da belirtmiştir.

http://www.yakinplan.tv/haber.php?id=37

1 MART TEZKERESİNE GİDEN SÜREÇLE İLGİLİ DEĞERLENDİRME

18 OCAK 2003 CHP GRUP TOPLANTISINDAN

 Değerli arkadaşlarım, Irak'a yapılacak bir askerî müdahale, yanlış zamanda, yanlış ülkeye, yanlış yerde savaş açmak anlamına geliyor idi; yanlış zamanda, yanlış ülkeye, yanlış yerde savaş açmak niteliğinde bir karar idi Irak'a yapılacak askerî müdahale. Bu karardan sonra, dünkü açıklamalardan sonra yanlış zaman, yanlış yer, yanlış muhatap çok daha netlik kazanmıştır. Bu açıklamalardan sonra yapılacak bir müdahale çok daha yanlış olacaktır, çok daha yanlış bir zamanda, çok daha yanlış bir yerde, çok daha yanlış bir muhataba yönelik bir müdahale niteliğine girecektir, girmiştir.

Değerli arkadaşlarım, dünya tarihine yön veren olayları yaşarken bu olayların içinde sürüklenmeye direnebilmek fevkalade önemlidir. Şimdi içinden geçmekte olduğumuz dönem tam bu nitelikte bir örnek olay konumundadır. Türkiye ve bütün ülkeler, haklılığı siyaseten ve ahlaken tartışmalı bir büyük askerî harekâta sürüklenmek zorunda olmadıklarını değerlendirmelidirler. 

Hiçbir ülke, bu konudaki temel kararı, bir başka olup bittiye terk edemez, teslim edemez; herkes, bu kararı kendi başına ayrıca almak zorundadır. Her birimiz, bu konuda karar almak zorunluluğundan kendimizi hiçbir şekilde kurtaramayız. Olaylar bizim kontrolümüzde değil, ne yapalım, şartlar böyle gerektirdi gerekçelerinin hiçbir anlam taşımayacağı çok önemli durumlardan birisiyle karşı karşıyayız ve burada söz konusu olan da, aslında Türkiye'nin kendi konumunu rahatlatmanın ötesinde böyle bir büyük tarihi yanlışın ortaya çıkmasına fırsat vermemektir. Hepimizin görevi, bu yanlış savaşın yapılmamasını güvence altına almaya çalışmaktır. Bu yanlıştır; siyaseten yanlıştır, ahlaken yanlıştır. Niçin yanlıştır; son dönemin en önemli askerî harekâtlarından birisi planlanıyor, Vietnam Savaşından bu yana yaşanmış en önemli askerî harekâtlardan birisi planlanıyor. Niçin planlanıyor; ortada acil, ani, somut bir tehlike, bir tehdit söz konusudur demek olanağı var mıdır? Irak'ta kitle imha silahlarına yönelik bir arayışın, hatta, belki o konuda belli bir stokun ve kitle imha silahlarını uygun gördükleri zaman, uygun gördükleri yerde kullanma anlayışının iktidarda olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz; ama, bu, orada şu anda bu çapta bir askerî müdahaleyi zorunlu kılacak bir tehdidin, somut bir tehdidin, acil bir tehlikenin bulunduğu anlamına kesinlikle gelmiyor. Irak, üç parçaya bölünmüş; güneyi işgal altında, kuzeyi işgal altında... İşgal belki ileri bir söz; ama, Bağdat'taki merkezî otorite, etkisini, gücünü kuzeyde ve güneyde hissettiremez halde; eli kolu bağlanmış halde. Kuzeyde, İncirlik'ten kalkan uçaklar, 36 ncı paralele kadar uzanan Irak coğrafyasını denetim altında tutuyorlar. Orada bir askerî tehlikenin, tehdidin ortaya çıkmasına yönelik bir tablo yok. Güneyde aynı şekilde Bağdat merkezî idaresinin otoritesi, elini uzatamıyor, duruma hâkim olamıyor, oradaki askerî tabloyu etkilemek, yönlendirmek şansına sahip değil. Üç ayrı dilime bölünmüş Irak ve Bağdat dahil, Musul dahil bütün önemli merkezleri, Basra dahil, üç aydan beri 400'e yakın silah denetçisinin kontrolü altında ve bunun bundan sonra da, uzunca bir süre böyle devam etmesini engelleyecek bir durum da yok. Yani, Irak'tan bölgeye ve dünyaya bir ani tehdidin, tehlikenin çıkabileceği konusunda bir varsayım ortaya koymanın haklı bir gerekçesi yok. Irak, kontrol altında, havasına hâkim değil, askerine hâkim değil, coğrafyasına hâkim değil; Birleşmiş Milletlerle yapılan anlaşma çerçevesinde silah denetçileri bütün Irak coğrafyasında Saddam'ın sarayları dahil olmak üzere, her türlü soruşturmayı yapmak olanağına sahip, burada ani bir ciddî tehdidin, tehlikenin, bir savaşı gündeme getirecek, on binlerce insanın ölmesini, hayatların allak bullak olmasını, ekonomilerin perişan olmasını, bölgedeki siyasî dengenin ortadan kalkmasını mümkün kılacak bir olumsuzluğu zorunlu kılan bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu söyleme imkânı var mı? Irak'ı bu hale getirmişiz, şimdi silah denetçilerinin bu açıklamasından sonra bir savaş kararını alıp, uygulamak istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, uluslararası ilişkilerde hukuku egemen kılmak hepimiz için büyük önem taşır. 

Hele Türkiye konumundaki ülkeler için hukukun önemi olağanüstü yüksektir. Bizim arkamızı dayayacağımız haktan, hukuktan başka bir güç yoktur. Biz, geleceğe güvenle bakabilmenin yolunu hukukun işleyişinde buluruz. Hukuk olacak ki, bizde kendimizden emin olalım; başkasına haksızlık yapmayalım, bize haksızlık yapılmasına fırsat vermeyelim, fırsat vermeyecek bir düzenin ayakta olduğunu bilelim. Hukuk, herkes için ve bizim için büyük önem taşıyor. Hukuku korumalıyız. Sadece bir ülke için, sadece bir dönemde belli bir süre için hukuk olur ya da olmaz, bir defalık hukuk ihlal edilir anlayışları, uluslararası ilişkilerde çok ağır bedellerin ödenmesine yol açar. O nedenle hukukun üstünlüğünün mutlak kılınması bizim açımızdan da büyük önem taşıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu savaşı önlemeliyiz. 

Birleşmiş Milletler silah denetçilerinin raporu bu konuda çok büyük bir olanak ortaya çıkarıyor. Bu olanak değerlendirilmelidir. Dünyanın vicdanı ayağa kalkmıştır. Aklı başındaki bütün insanlar, bu savaşın hiçbir haklı, rasyonel, ahlakî, siyasî gerekçesi olmadığını görmektedirler. Olamamalıdır, bu koşullarda savaş olamamalıdır ve dünyaya, hukukun, ahlakın, siyasetin egemen olabileceğini hep birlikte göstermeliyiz. Dün açıklanan kararlar Türkiye'yi çok daha özel bir konuma sokmuştur. O kararlardan sonra dünyada Irak savaşına meşruiyet kazandırma imkânına sahip hiçbir ülkenin, bu doğrultuda, artık, adım atmayacağı görülüyor; ama, dünkü karar, tek taraflı bir tercihle Amerika Birleşik Devletleri bölgeye müdahale kararını almışsa, Türkiye'nin de kendisiyle işbirliğini zorunlu kılıyor; yani, dünkü karar, müdahaleyi artık hukukî zeminden iyice çıkarmıştır, siyasî zeminden iyice çıkarmıştır. Hukukî zeminden çıksa da, siyasî zeminden çıksa da biz bu müdahaleyi yapacağız diyenler, bu amaçlarında kendilerine destek verecek, kendileriyle işbirliği yapacak birilerine muhtaçtır. Türkiye şimdi, o rolü oynama durumuna sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya olabilir. Bir hukukî temele dayanmadan, siyasî haklılığı olmadığı son raporla da ortaya çıktıktan sonra, tek taraflı bir müdahale ihtiyacı hâlâ kendisini hissettiriyorsa, bu müdahaleyi yapacak olanlarla Türkiye işbirliği yapmak durumuna sürüklenmemelidir, Türkiye'nin konumu, durumu olağanüstü önem kazanmıştır. Olağanüstü dikkatli davranmak durumundayız. Bugüne kadar uluslararası hukuk diyorduk, siyasî meşruiyet diyorduk, işte onu aramanın zamanıdır. Şimdi, onu arayacak mıyız, aramayacak mıyız hep birlikte göreceğiz. Onu hep beraber ve mutlaka aramalıyız. Bu olmadan da, ne yapalım şartlar böyle gerektirdi, böyle olmazsa bizim için şu zarar doğar, bu sıkıntı çıkar diye sürüklenmemeliyiz. Dünkü rapor, tek taraflı müdahale kararında olanları sıkıntıya sokmuştur, onlarla işbirliği yapmak durumunda kalacak olanları da daha büyük sıkıntıya sokmuştur. Türkiye, şimdi, dünkü raporun ışığında bu sıkıntılı durumu çok doğru şekilde değerlendirmelidir. Bu, bir temel konudur. Bugün akşamüzeri Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Bush'un, Amerika'daki birliğin, Amerikan birliğinin durumu konusunda yapacağı geleneksel yıllık konuşma var. Herhalde bu konuşmadan, bundan sonraki açıklamalardan ipuçları ortaya çıkacaktır. Tek taraflı bir karara Türkiye sürüklenmemelidir. Tek taraflı bir müdahalenin bir parçası haline Türkiye hiçbir bir biçimde dönüşmemelidir. Bu konuyu burada çok uzun bir süreden beri gündeme getiriyoruz, ta başından beri burada üstünde durduğumuz ana noktaları hatırlayacaksınız:

1.- Uluslararası hukukî meşruiyet bizim için temeldir. Uluslararası hukukî meşruiyet dışında hiçbir adımı atamayız, atmamalıyız; bunu bir ay öncesinden beri söylüyoruz.

2. - Türkiye bir askerî harekâtın cephesi ve karargâhı haline gelmemelidir

ikinci temel nokta budur demiştik, bir ay önce söylemiştik. Türkiye, askerî bir harekâtın cephesi, karargâhı haline dönüşmemelidir. Uluslararası hukuk çerçevesi içinde işbirliği mecburiyeti ortaya çıkabilir, dayanışma sergilemek durumunda kalabiliriz, bütün bunları anlıyorum. Hukukî meşruiyet olmadan hiçbir şey olmaz. Hukukî meşruiyet varken de dikkat edeceğimiz ana nokta, Türkiye, Irak'a karşı bir askerî harekâtın cephesi ve karargâhı olmamalıdır; ikinci temel nokta budur demiştik.

Üçüncü temel nokta, bir müdahale Irak'ın parçalanması sonucunu kesinlikle doğurmamalıdır. Bu, herkesin çok kolayca telaffuz ettiği bir şey; ama, bir askerî müdahalenin Irak'ın parçalanması sonucunu çok büyük bir olasılıkla ortaya koyacağının değerlendirilmesi başka bir konudur. Çünkü, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, niyet ifadesiyle uluslararası politikada olayların akışının yönlendirilmesi birbirinden iki farklı iştir. Bakınız, Irak'ın toprak bütünlüğüne Amerika Birleşik Devletleri de, geçmiş Türk hükümetleri de ne kadar büyük önem verdiklerini hep söyleye gelmişlerdir; ama, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, son on yılda Irak'taki, demin konuştuğumuz siyasî parçalanma tablosu, 36 ncı paralelin kuzeyine Bağdat'ın askerî gücünün ulaşamaması, İncirlik'ten kalkan uçakların orayı, Irak toprak bütünlüğünü koruma demeçlerinin yanı sıra ayrı bir siyasî tablo içinde tutmaya özen göstermeleri Kuzey Irak'ta siyasî oluşumlara en büyük katkıyı, desteği vermiştir. Bir askerî harekât, hele bir kuzey cephesi açılacak olursa, hiç kuşku duymayınız, bunun kaçınılmaz sonucu Kuzey Irak'taki kesimlerin silahlanması, malî açıdan güçlenmesi ve Irak toplumundaki parçalanma sürecinin geri döndürülmesi güç bir derinlik kazanmasının kaçınılmaz olmasıdır. Buraya doğru bir gidiş, istediğiniz kadar siz toprak bütünlüğüne taraftar olduğunuzu söyleyiniz, ortaya çıkacaktır, çıkmaktadır, geçmişte de çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, biz siyasî bir parti olarak bir siyaset anlayışını ortaya koymakla yükümlüyüz; ta başından beri bunu yapıyoruz. Biz, bölgemizde savaş istemiyoruz; biz, bölgemizde istikrarın bozulmasını istemiyoruz; biz, bölgemizde yıllarca tahribatı sürecek bir askerî harekâtın gerçekleştirilmesini istemiyoruz. Bölgemizde yer alan ülkelerin bize, bölgeye yönelik tehditler ortaya koyma olasılığını elbette göz önünde bulunduruyoruz. Bu konuda etkin önlemlerin alınmasına katkı yapmaya Türkiye olarak da hazırız. Bölgeyi terörden azade kılmak için gereken her türlü çalışmayı çok büyük bir öncelikle Türkiye olarak değerlendiririz; ama, bölgemizde haklılığı tartışmalı, şartlarının oluşup oluşmadığı tartışmalı, hukuku tartışmalı, siyaseti tartışmalı, ahlakı tartışmalı; ama, bu bölgeye vereceği zarar tartışma götürmez askerî bir müdahalenin içine Türkiye'nin çekilmesi kesinlikle kabul edilebilir değildir. Bunun herkes tarafından çok iyi anlaşılması lazımdır. Biz, halkımızın bu doğrultudaki sağduyusunu, bu konudaki anlayışını çok iyi değerlendiriyoruz, fevkalade önemli bir dayanak noktasıdır ve bu dayanak noktasını sarsmadan korumak lazımdır. Bunu tekrar önemle ifade ediyorum. Hükümetin, önümüzdeki günlerde bu doğrultuda atılacak adımlar konusunda olağanüstü bir dikkat içine girmesinin kaçınılmaz olduğunu görüyorum ve bu konuda hükümetin gereken özeni göstermesini bir muhalefet partisi olarak talep ediyorum; Türkiye'yi savaşa sokmayınız. Hiçbir gerekçeyle bunu haklı gösteremezsiniz; hiçbir gerekçeyle bunu izah edemezsiniz; hiçbir gerekçeyle bunu, halkımızın anlayışla karşılamasını sağlayamazsınız. Savaşı istemiyoruz, prensip olarak da istemiyoruz, hele gelinen noktada hiç istemiyoruz... Hiç istemiyoruz...

Çevremizde barış istiyoruz, Filistin'de barış istiyoruz. Yıllardır çözülememiş olan İsrail-Filistin sorununun öncelikle çözülmesini istiyoruz. Bu savaş yanlış demiştik; yeri yanlış, zamanı yanlış, hedefi yanlış... Çözmeye mecbur olduğumuz öncelikli konu Filistin konusu. Onu çözmeyi bırakıp, şimdi eli kolu bağlanmış, toprakları üç parçaya ayrıştırılmış, merkezî hükümetine bütün topraklarına Birleşmiş Milletlerinin silah denetçileri salınmış, helikopterleriyle, araçlarıyla vızır vızır toprağı kontrol altına aldıkları Irak'a savaş açacağız. Böyle bir şey olamaz... Böyle bir şey kesinlikle kabul edilemez.

Efendim, biz açmadık, ne yapalım, komşularımız, işte onlar karar aldılar gidiyorlar, dayanışma falan, bu artık olamaz, olamayacağını anlatırız.Komşu olmak demek, dost olmak demek, dostunuzun yapacağı yanlışa engel olmak demektir; hepimizin görevidir bu . Yani, biz dostuz da, Avrupa dost değil mi? Amerikan halkının kendisi dost değil mi? Her geçen gün Amerikan halkının desteği, güneş görmüş kar gibi eriyor; her gün eriyor. Yok, haklılığı yok... Kişisel tatmin arayışıyla, keyfî tatmin arayışıyla, güç gösterisiyle dünyanın başına savaş açılması kesinlikle kabul edilemez. Artık, bu savaşa karşı net bir tavrı en resmî yetkililerimizin de açık söyleme zamanı gelmiştir. Artık, durumu idare etme, bakarız, ederiz, elbette işbirliği içinde olacağız, anlıyoruz sizi, hele bir gün gelsin değerlendiririz yaklaşımının, artık, noktalanması gerekiyor. Washington'da başlayan o süreç, artık bundan sonra, bu noktadan sonra sürdürülemez, sürdürülemeyeceğini ortaya koymak lazımdır.


Etiketler: CHP - Deniz Baykal - 1 Mart tezkresinin reddi

Diğer SİYASET haberleri
Yorum Ekleyin
Üye Yorum
Gönder


FOTO GALERİ

Minik yazarlar, Atatürk`ü yazdı: Ben Seni Hiç Görmeden Sevdim

#

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com