DENİZ BAYKAL - SİYASET VE ŞİDDET BİRBİRİNDEN KOPARILMALIDIR. | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,6737 Euro : 4,3310 Bist : 108.489
Ana Sayfa >> DENİZ BAYKAL - SİYASET VE ŞİDDET BİRBİRİNDEN KOPARILMALIDIR.02.03.2016 14:43

DENİZ BAYKAL - SİYASET VE ŞİDDET BİRBİRİNDEN KOPARILMALIDIR.

DENİZ BAYKAL - SİYASET VE ŞİDDET BİRBİRİNDEN KOPARILMALIDIR.


Baykal Habertürk TV'de terör gündemini değerlendirdi ve BURAYA AKP'NİN "ANALARIN GÖZYAŞINI DİNDERECEĞİM" POLİTİKASI İLE GELDİK. dedi. "Ben Erdoğan'ı 2009'da uyardım" diyen Deniz Baykal TERÖRLE MÜCADELE'NİN SONUNDA BÖLGEDE ŞİDDETİ REDDEDEN YENİ BİR YAPILANMA ORTAYA ÇIKMASI GEREKTİĞİNİ söyledi. Deniz Baykal'ın terör ve siyaset konulu konuşma içeriği, videosu ve TARİHİ AÇILIM MEKTUBU VE 2009'da MECLİS'te AÇILIM GÖRÜŞMELERİNDE yaptığı TARİHİ KONUŞMASINI dikkatlerinize sunuyoruz.


Bu haber 1794 kez okundu. Habertürk'te Türkiye'nin Nabzı programına katılan Deniz BAYKAL,  terör sorunu , açılım politikasını ve terör siyaset ilişkisini değerlendirdi.

Baykal, "Türkiye'nin bugünkü manzarasından doğrudan iktidar sorumludur.
Buraya AKP'nin "anaların gözyaşını dindireceğim politikası ile geldik." dedi ve Erdoğan'ı 2009 yılında, "bu gidişin sonu felakettir" anlamında bir mektupla da  uyardığını söyledi.
"Şİmdi aldaltıldık diyorlar.
Ben niye aldatılmadım?" diyen
Baykal'ın açıklamaları: (Görüntü dökümü)

Terör açmazından nasıl çıkılacak? Terör politikasını doğru buluyor musunuz?

Türkiye'nin bu tabloya gelmiş olmasının, hiç kuşku yok, doğrudan sorumlusu siyasal iktidardır.

İktidar sıfır terörle devraldığı bir dönemi kısa bir süre sonra, kendi aklınca politikalar üreterek, yeni önlemler tasavvur ederek, ya da birilerinin o yöndeki telkinlerine evet diyerek yola çıktı, bunun sonunda geldiğimiz tablo, işte karşılaştığımız tablodur. 385 bin vatandaşımız, sağlık bakanının verdiği rakama göre evinden göçmek zorunda kaldı. Muazzam bir afet yaşanıyor, ekonomi durmuş, eğitim durmuş, devlet hizmetleri tamamen durmuş.. Ölümler artık sayılamaz durumda. Anayasa ve hukuk dışında fiili sokağa çıkma yasakları uygulanıyor.  İnsan dramları yaşanıyor. "Türkiye'de olağanüstü olaylar var.  İnsanlar sokağa çıkamıyor, göç ediyor. Buraya nasıl geldik buna bakmak lazım.

BURAYA AKP'NİN "ANALARIN GÖZYAŞINI DİNDERECEĞİM" POLİTİKASI İLE GELDİK.

Önce sayın Cumhurbaşkanı çıktı dedi ki, "Artık şehit vermeden, kaynak ve enerji harcamadan, terör sorununu geride bırakmaya yarayacak,yeni yöntemleri devreye sokma kapasitesine ulaştığımız bir noktada diyerek devam etti.

"Anaların gözyaşı dinecek" dendi, bir açılım politikası götürdük.

 Açılım politikası, PKK'ya açılım politikasıydı. Bölgede yaşayan kürtlere yönelik bir açılım politikası değildi.Açılım politikasının hedefi,  derdi terör yapan, şiddet kullanan, eli silahlı kesimi ikna etmekti, Ordaki vatandaşı mutlu etmek, derdine çare olmak, onu kazanmak, ondan yola çıkmak değildi.

O zamanki Başbakan . 2009 ekim ayında gelin birlikte açılım yapalım dedi. ben kendisine bir mektupla cevap verdim ve kendisine o gün girdiği yolun sonunun bugün görünen manzara olduğunu anlattım.

Bunun terörü meşrulaştırma anlamına geleceğini, teröre alan açmak anlamına geleceğini, bölgede devletin terörü muhatap aldığının ortaya çıkmasının, orada yaşayan insanlar bakımından vahim sonuçlar doğuracağını, onların da öyle yapmak zorunda kalacaklarını anlattım ve bunun sonu felakettir demeye getirdim.

Yani bugünkü manzaranın Açılım politikasının doğal sonucu olduğunu 12 Ekim 2009'da yazmışım.

ÖZYÖNETİM TALEBİ, ÖZYÖNETİM İLAN EDİLMESİ.

(Özyönetim ilanı),  Orada Kobani modelinin, yani kantonlaşma modelinin hayata geçirilmesi dayatması, zorlamasıdır. Bu, Lozan düzenini ortadan kaldırmaya yönelik bir projedir.

Anlaşılıyor ki, yeterince palazlandıklarını, AKP'nin izlediği politika sayesinde, bölgede yeterince örgütlendiklerini, mevzilendiklerini, silah ve cephane yığınapı yaptıklarını, ve gençleri bu işe hazırladıklarını, mahalle komitelerini kurduklarını, hendeklerini kazdıklarını, her türlü altyapıyı hazırladıklarını düşünerek bunu hayata geçirmeye kalktılar.

Bunun karşısında Türkiye ya buna evet diyecekti, ya da olmaz bu diyecekti. Şimdi olmaz böyle şey demeye çalışıyoruz. Gecikmiş bir olmazdır bu. Çok daha önceden, oralara iş gelmeden, kararlılıkla,  oraya doğru gidişi görerek, önlemler almak gerekirdi.

Şimdi aldaltıldık diyorlar. Ben niye aldatılmadım?

Sizin aldatıldık dediğiniz manzarayı  ben size 7 yıl önce söylemişim.

Baykal'ın Açıklamalarının videosu



Bu, aldatılma değil, yanlış politikadır. Suriye'de yanlış politika, Güneydoğu'da yanlış politika...

Buradan bakınca altını çizmek istediğim 1-2 politika var.

Öncelikle şunu görmeliyiz: Şiddet ve zor yöntemi ile, orada yeni bir siyasi yapılanma oturtmak isteyenlerin yanına oradaki kürt kökenli insanlarımız gelmediler. Oradaki halk onlara destek vermedi. Halkı harekete geçiremediler.  Başka yerlerdeki kürt kökenli insanlalrı da harekete geçiremediler. Ne beklenir di; hem başka bölgelerdeki kürtler oraya koşacaklar, hem orada yaşayanlar birlikte harekete geçecekler! Böyle bir şey yok!. Tam tersine oradaki bu şiddet terör patlamasının en büyük mağduru o bölgedeki kürt kökenli insanlar olmuştur. Birinci nokta budur.

2. Orataya çıkmış olmalıdır ki, şiddetle o siyasi projeyi başarıya ulaştırmak artık mümkün değildir.O bölgede yaşayan insanların ve şiddetin en büyük  acısını yaşayan insanların ve şiddetle işleri buraya kadar getirmiş insanların bir yeni başlangıca ihtiyacı var.

Artık şiddetle bu işlerin götürülemeyeceğini bilinerek, bölgedeki insanların bir demokrasi şemsiyesi altında kendilerine yeni bir siyasi anlayış çizmeleri lazım. Bölgedeki insanları PKK ile AKP arasında sıkıştırmaya kimsenin hakkı yok. AKP'ye muhalefeti, PKK muhalefeti olarak sürdürerek başarıya ulaştırmayı beklemek doğru değildir.

Şiddete yaslanmayan, silaha yaslanmayan bir siyasi muhalefet hareketini , güneydoğu'da bir an önce harekete geçirmek lazımdır. Ne zaman? Artık bu sonuna yaklaştığını umut ettiğimiz şiddet hareketi bölgede tasfiye edildikten sonra, ilk yapılması gereken iş, oradaki insanlalrın şiddetten arınmış yeni özgür bir demokrasi şemsiyesi altında, yeni bir siyasi yapılanmaya yönelmeleridir.

DOKUNULMAZLIKLAR KONUSU

Bu, Cumhurbaşkanının işi değildir, Meclisin işidir. Bunu herkes konuşuyor. Bu mecliste grup kararı alınarak birlikte alınabilecek karar değildir. Milletvekilleri komisyondan bir öneri geldiği zaman parti disiplini ile, parti kararı ile değil, vicdanına göre karar verir. Meclisin kendi hukuku var. Bu olayın hukuki boyutu.

Benim şahsen dokunulmazlık konusundaki davranışım bütün siyasi hayatım boyunca nettir. Ben, milletvekillerinin siyasi görüşlerini özgürce ifade edebilmelerini ve siyasi faaliyetleri konusunda hiçbir tahkikata maruz bırakılmamaları gerektiği anlayışına dayanırım. Bunun dışındaki bütün suçlar için bir anayasa değişikliği ile dokunulmazlık kaldırılmalıdır. Kürsü dokunulmazlığı değil, kürsü sorumsuzluğu vardır.

Ankara'daki facia, insanlığın sükut ettiği bir olaydır. Ankara'daki olay bir savaş suçu değil, insanlık suçudur. Masum insanların, çocukların, yaşlıların sorumsuzca öldürülmesi marifeti ile, bir siyasi hedefi gerçekleştirme arayışının; şiddetle kınanması gerekir.Bunun makul karşılanması, alışılması kabul edilebilir değildir. Şiddete alışıyoruz, şiddetle içli dışlı oluyoruz, şiddeti mazur görme noktasına çekilmeye çalışılıyoruz. Böyle birşey olamaz. Buna Latin Amerika'da "desporado"  hareketi derler : Umutsuzlar hareketi, tükenmişlik hareketi, çaresizler tükenmişlik ifade eden nihilist bir harekettir bu. Anarşist de değil, nihilist bir harekettir, çılgınca birşeydir.

Bunlara kesinlikle dur diyecek bir toplumsal anlayışı ortaya çıkarmak lazım. Hele bunun siyaset yöntemi olarak mazur görülmesi , hatta bu olayın içinde yer alanların idolleştirilmesi, kahramanlaştırılması, özendirilmesi ayıptır. Bu siyasetçilerin atraksiyon yapabilecekleri bir konu olmaması lazım. Böyle bir şey kabul edilemez. Bu çok nettir.

Bunun altında şiddete yaslanan siyasete kapı açan bir politika yatıyor. Sen şiddete yaslanan siyasete muteber sayar, muhatap alır, onunla pazarlıklar yapar, onunla ilişkiler kurara hatta o siyasetin arkasındaki Kandil'le doğrudan temas kurar, İmralı ile resmi heyetler oluşturur, devletin en yüksek yetkilileri ile müzakereler yaptırır, protokoller imzalatır, mutabakatlar sağlar, onun konuşmalarını Diyarbakır meydanından miting yapılıyor diye ilan edersen, bir noktada böyle bir olayla karşılaştığın zaman çılgına dönersin.

Bunun altında yatan budur.

SİYASET VE ŞİDDET KESİNLİKLE BİRBİRİNDEN KOPARILMASI GEREKEN İKİ ŞEYDİR.

Türkiye'nin ana meselesi budur. Kürt meselesinin aslı budur. Güneydoğunun sorunu budur. Ve bununla bir yere varılmaz.

Dokunulmazlıklar konusu:

Konuşanların ciddiyeti  konusunda uzun süreden beri kuşku duymaya başladım.

Kim hangi lafının arkasında, nereye kadar arkasında bilmiyorum. Konuşuyor, bir amaca ulaştığını, bir izlenim verdiğini, bir algı operasyonu yaptığını düşünüyor, birisini  karaladığını, kendisini akladığını zannediyor.. Kendini akladığını zanneden nsan, bu olayın doğrudan, en önemli  sorumlusu olan kişidir. Bunları doğrudan kamufle ettiğini zannediyor. O nedenle nasıl gelişir bilmiyorum.




13.11.2009'da Meclis'teki Demokratik Açılım oturumunda

CHP lideri Deniz Baykal'ın tarihi konuşması


Elinde silah olanla, terör yapanla hiçbir ülke müzakkere yapmaz. Dünyada hiçbir ülke bunu yapmamıştır. İngiltere, İspanya bunu yapmamıştır. Şimdi dünyada ilk kez bir hükümet kendisine silah doğrulttuğu ve doğrultmaya devam edeceğini ilan ettiği halde onunla müzakkere yürütmektedir. Yanlış olan budur. Terörle mücadele edilir, terörle müzakkere edilmez. Barış isteniyorsa PKK'ya derhal silah bırakması çağrısı yapılmalıdır.

Yine bu süreçte ortaya çıkan PKK'nın siyasi hedefinin değişmemiş olduğudur. Bir süre önce demokratik hak istiyoruz anlayığı oturtulmaya çalışılıyordu. Proje aynıdır. Hedef Türk milleti içinden yeni bir millet çıkarmaktır.

Uzun süre İmralı'dan gelecek yol haritası beklendi. Yol haritası sonunda geldi. Ama biz o haritayı görmedik. Ne var onda? Yıllarca terörle mücadelede evlatlarını şehit vermiş aileler merak etmiyor mu? Bu adam Türkiye'den ne talep ediyor, ne istiyor diye? Çıkın söyleyin ne isteniyor?



KONUŞMANINTAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ





DENİZ BAYKAL'DAN, ERDOĞAN'IN  "CHP'Yİ AÇILIMA DAVETİNE" CEVABI - TARİHİ MEKTUP

Açılım politikanızı,

  • Etnik ayrımcılığı teşvik eden, toplumda etnik sorgulamayı tahrik eden, insanların yaftalanmasına yol açan, ayrıştırıcı, sakıncalı bir politika olarak değerlendiriyoruz.
  • Açılım Politikası”nın terör örgütünü muhatap haline getirdiğini, bölgedeki etkisini ve gücünü arttırdığını görüyoruz.
  • Gene bu politikaların, yurdun dört bir köşesinde çevresiyle uyum içinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızı huzursuz etmeye başladığını hissediyoruz.
  • Bu politikanızın etnik ayrımcılığı milli eğitime taşıyarak çok tehlikeli bir süreci harekete geçireceğini görüyoruz.
  • Bütün bunların çağdaş demokrasi anlayışı ile bir ilişkisi olmadığını da biliyoruz.
  • Anaların gözyaşını dindireceğiz” söylemiyle bu milleti etnik bölünmeye tabi tutma politikasının haklı kılınamayacağının da farkındayız.

 Bu nedenlerle çok önemli tutarsızlıklar, çelişkiler, belirsizlikler içeren, tehlikeli tuzaklar barındıran bu “Açılım Politikası”nda hiçbir şekilde sizinle birlikte olmayacağımız çok açıktır.


Baykal'ın Erdoğan'a yazdığı tarihi mektubun TAMAMINI OKUMAK  İÇİN TIKLAYINIZ..




Etiketler: Habertürk - Siyaset - Politika - Açılım - çözüm süreci - PKK - Habur skandalı - Erdoğan - Cumhurbaşkanı - Deniz Baykal - CHP - AKP - Ak Parti

Diğer SİYASET haberleri
Yorum Ekleyin
Üye Yorum
Gönder


FOTO GALERİ

Minik yazarlar, Atatürk`ü yazdı: Ben Seni Hiç Görmeden Sevdim

#

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com