CHP SEÇİM BİLDİRGESİ NEYİ ANLATIYOR? | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,6814 Euro : 4,3410 Bist : 106.926
Ana Sayfa >>CHP SEÇİM BİLDİRGESİ NEYİ ANLATIYOR? 02.10.2015 19:54

CHP SEÇİM BİLDİRGESİ NEYİ ANLATIYOR?

Dicle Eroğul CHP`nin seçim bildirgesini değerlendirdi.

CHP SEÇİM BİLDİRGESİ NEYİ ANLATIYOR?

Ana muhalefet partisi CHP`nin 1 Kasım seçimleri için halka vaadlerini içeren seçim bildirgesini 30 Eylül Çarşamba günü Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu`ndan dinledikten sonra, internet sitesine yüklenmiş olan yazılı metni de inceleme fırsatı bulduk. CHP`nin biz seçmenlere ana mesajı neydi? Bildirgeyle bize ne anlatmak istiyorlardı? İzlenimlerimizi paylaşmak istedik.

Öncelikle, Kılıçdaroğlu`nun sunuş konuşmasından, CHP`nin ilk 100 günde yapmayı planladığı eylemler arasında ilk sırayı “emeklilere bayramlarda ikramiye”nin aldığını öğrendik. Oysa ki emeklilerin ilk talebi “ülkemizdeki terörün durdurulması, çocuklarımızın terörün kahpe, kalleş saldırılarına hedef olmaktan çıkarılması”dır. İlk 100 günlük, hatta ilk bir yıllık taahhütleri arasında maalesef içimizi acıtan bu can yakıcı sorunumuzun çözümüne ilişkin tek bir kelime duyamadık.

Kılıçdaroğlu, bildirgeyi sunarken, Türkiye`nin 5 ana sorunu olduğunu vurguladı. Ancak Türkiye`nin en temel sorunu olan “bağımsızlık” sorununun adı bile geçmedi. Aslında tüm bu sayılan sorunlar; adalet, ekonomi, eğitim, dış politika, hepsi, bağımsızlığımızı yitirmiş olmamızdan kaynaklanan sorunlardır. Tüm sorunlarımız, Türkiye Cumhuriyeti`nin uzun süredir saldırı altında olmasından, Cumhuriyetimizin kuruluş değerlerinin yok edilmiş  olmasından, bağımsızlığımızı yitirmiş olmamızdan kaynaklanıyor. Örneğin adalet sorunu; Ergenekon davası iddianamesinin, Türkiye Cumhuriyeti Emniyet yetkilileri tarafından, henüz dava açılmadan ABD Büyükelçiliği yetkililerine sunulmuş olduğunun belgesini hep birlikte okuduk. Türk ordusunu zayıflatmak için adaletin balyoz olarak kullanılmasına, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile ABD Başkanı`ının 5 Kasım 2007 tarihinde Beyaz Saray`da yapmış oldukları baş başa görüşmede karar verilmiş olduğunu hepimiz biliyoruz. Adalet konusunda örnekleri çoğaltmak mümkün, hepsini yazacak olsak sayfalar yetmez. Peki ekonomi sorunu, bağımsız olmadan ekonomiyi nasıl düzeltebilirsiniz, ekonomik bağımsızlığımızı elde etmeden üretime nasıl geçebiliriz? Eğitim sorununda, milli eğitimin nasıl yok edildiğini anlayabilmek için küresel emperyalist güçlerin yeni sömürge siyasetini bilmek gerekiyor, bu saptamaları doğru yapmadan, çocuklarımızın eğitim sistemine doğru yönü nasıl verebiliriz? Dış politikada en başat ilke ise bağımsızlık olmalıdır. Yani aslında mesele, dış politika sorunu değil, bağımsız olmamamızdan kaynaklanan dış politikasızlık sorunudur. 

Sorunlar doğru teşhis edilmezse, tedavisi mümkün olamaz.

Sorunlar kategorisinde 5. olarak sunulan sorun için yapılmış olan tanımlama, başlı başına bir sorun zaten. Türkiye`nin en önemli 5 sorunundan biri olarak seçim bildirgesinin metninde de defalarca geçen ve “toplumsal barış – Kürt sorunu” olarak tanımlanan konuda Kılıçdaroğlu, 5 soru sıraladı. Ancak “sorun”un ne olduğunu açıklamadı. Çözüm yeri TBMM olan “Kürt sorunu” nedir? “Toplumsal uzlaşma” ile “Kürt sorunu” eş tutulduğuna göre Kürtlerle, toplumumuzun diğer kesimleri arasında bir uzlaşmazlık sorunu olduğu mu kastedilmektedir? Bu sorunla ilgili, sorunun ne olduğuna değinmeden sıralanan sorulara yanıtlarda; “Güvenlik politikalarıyla çözülmez”, “Tüm partilerin teröre karşı durması gerekir” ifadeleri kullanıldı. Buna göre; terör örgütünün kahpece, kalleşçe saldırıları ile Kürt vatandaşlar arasında bir bağ mı kurulmaya çalışılmaktadır? Türk milletinin bir parçası olan Kürtler ile terör özdeşleştirerek  çok büyük bir haksızlık yapılmış olmaktadır. Kılıçdaroğlu`nun sunuş konuşması ile Bayram sürecinde yurtdışında verdiği röportajlar arasındaki paralellik, yanılmadığımızı kanıtlıyor:

Kılıçdaroğlu: “...ve 7 Haziran’dan sonra üç, üç buçuk yıldır devam eden barış süreci çöktü, kan akmaya başladı.” http://www.milliyet.com.tr/-butun-gorusmeleri-tutanaklara/siyaset/detay/2123453/default.html

Buna göre; CHP Genel Başkanı, söylemleriyle sabit bir biçimde, yaşamakta olduğumuz terör ortamının nedeni olan, AKP`nin sözde barış sürecini desteklemektedir. Tek istenilen bu süreci birlikte yürütmek ve TBMM`de sonlandırmak yani Türkiye Cumhuriyeti`nin kuruluş değerlerini değiştiren anayasa değişiklikleri yapmak, “Türk” tanımını kaldırmak, Cumhuriyetin temel değerlerini, Meclis`te yasa yaparak aşındırmak. 

Kılıçdaroğlu`nun sunuş konuşmasında geçen, “Anayasayı değiştirme ve eşit yurttaş, etnik kimliğinden arınmış yurttaş tanımı getirme” ifadesini de Anayasadan “Türk” tanımının kaldırılmak istendiğinin bir kanıtı olarak değerlendirdik. Ayrıca bildirge metninde de “Türk vatandaşlığı” yerine ısrarla “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” ifadesinin kullanıldığını saptadık.

Aşağıdaki videolarda tekrar izlenebileceği gibi Kemal Kılıçdaroğlu, 3 yıl önce de “...oturacağız, konuşacağız, doğrusu neyse onu tartışacağız ve sonuçta da bir kimlik tanımı yapacağız oraya, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının kimlik tanımını yapacağız” demişti. Aynı noktada ısrarcı olunduğu anlaşılıyor. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı mücadelesini vermiş kahraman dedelerimizin yerine birilerinin geçip, oturup tartışarak “Türk”lük tanımını değiştirme hakkını kendinde bulabilmesi idrak ve izan sınırlarını aşmaktadır. Bu kadar basit midir “Türk” olmaz, “T.C. yurttaşı o kadar” demek? 

https://www.youtube.com/watch?v=V0EX-Sa2ZOg

https://www.youtube.com/watch?v=b9lMmfHZovc

Milleti etnik gruplara bölmek ve bunu anayasaya yerleştirmek için, etnik gruplara siyasal kimlik verdirmeye, bunu yapabilmek için de, Anayasadaki Türk vatandaşlığı sıfatını sildirmeye çalışan Cumhuriyet düşmanlarıyla aynı paralele düşüldüğünün farkında değil midir acaba CHP yetkilileri?

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk gerekli tanımı yapmış:

“Türkiye Cumhuriyeti`ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Hangi cüretle bu tanım değiştirilmek isteniyor? AKP yetkililerinin Atatürk`ün “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü her yerden silerken, CHP yetkililerinin neden sessiz kaldıkları anlaşılıyor.

Kılıçdaroğlu sunuş konuşmasında, kendi tanımını, daha doğrusu Türkiye`ye bu sorunu dayatan küresel sömürgeci güçlerin tanımını kullanarak açıkladığı sorunun çözümü için 6 Haziran 2012 tarihinde Başbakana gönderdiği mektuptan bahsetti. Ülkemizin bugün içerisine düşürüldüğü terör batağına yol açan sürecin başı olan Habur olayında, Türkiye`ye giriş yapan teröristlerin avukatlığından, CHP Genel Başkan Yardımcılığına transfer edilen Sezgin Tanrıkulu`nun katıldığı basın açıklaması ile öğrenmiştik söz konusu mektuptaki önerileri. Hala arkasında durulan, emperyalizmin dayattığı önerilerdir, Türkiye`yi terör batağına sürükleyen açılım ya da sözde barış sürecini oluşturan önerilerdir.

https://www.youtube.com/watch?v=NzIbMu0UNM0

Kılıçdaroğlu, konuşmasında yurtdışında görüştüğü AB yetkililerinin de “Türkiye`nin hali ne olacak?” diye endişelendiklerinden söz etti.

Bir devlet adamının, AB yetkililerinin iki yüzlülüklerine kanmış olabileceği düşünülemez ancak Türk milletini AB`nin samimi olarak Türkiye`nin iyiliğini istediğine inandırabilmesi hiç düşünülemez. Ancak Kılıçdaroğlu`nun geçen haftaki bir röportajında, “...güneydoğudaki yerel yöneticilerin öz yönetim/ özerklik açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna karşılık  “Hiçbir katkısı olmaz.  Yapılması gereken orda AB`nin yerel yönetim özerklik şartını kabul etmektir.” karşılığını vermiş olduğunu hatırladık.

Oysa Atatürk`ün şu sözü, bütün devlet adamlarının kulağında olmalıdır: “Oysa hangi istiklâl vardır ki yabancıların nasihatleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.”

Siyasetçilerimizin hepsi bu sözü biliyorlardır mutlaka ama “Ne mutlu Türküm diyene” gibi, Atatürk`ün bu sözünü de hamaset olarak değerlendirmiş olmalılar anlaşılan. 

http://www.sondakika.com/haber/haber-kilicdaroglu-pkk-nin-eylemleri-hdp-yi-baraj-7722244/

AKP de aynı şeyi planlamaktaydı, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekinceleri kaldırarak işe başlamayı hedeflemekteydi. Şart’ta özerklik şu şekilde tanımlanmaktadır: “Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkânı anlamını taşır.” Bu tanımlama dahi özünde kamu idaresinin bölünmesinin amaçlandığını göstermektedir.

Ülkeyi özerk bölgelere ve yapabilirlerse federe parçalara bölmek için uğraşanlarla aynı paralele düşüldüğünün ayırdında mıdırlar acaba CHP yetkilileri?

Seçim bildirgesinin metninde “Yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliklerini sınırlayan düzenlemeleri kaldıracağız.” ifadesini okuyunca, ne yaptıklarının bilincinde oldukları kanaatine vardık.

Kılıçdaroğlu konuşmasında, 12 Eylül darbe hukukunu değiştirmekten söz etti, ancak bugünkü sorun o noktayı çoktan aşmıştır, 12 Eylül anayasası AB`nin dayattığı değişikliklerle zaten çok büyük oranda değişmiş olup, bugün sözü edilmeyen esas sorun, daha bundan birkaç ay önce İmralı’da Öcalan ile AKP yetkilileri arasında yapılan görüşmelerde Yeni Türkiye’nin Yeni Anayasasının yazılmakta olduğu gerçeğidir. Yani Türkiye Cumhuriyeti`ni tarihe gömecek anayasadır söz konusu olan, neden bundan hiç bahsedilmiyor? Yoksa anayasayı değiştirmekten bahsedilirken kastedilen yol, aynı yol mu?

Bildirgeden çıkardığımız sonuç şudur ki; bu metni hazırlayanlar ve benimseyenler Türk milletini hiç anlamamışlar; eğer biraz anlamış olsalardı, bu milletin gencecik çocuklarını toprağa verirken, emeklilerinin ikramiye sevinci ile, asgari ücretlilerin ücret artışı umudu ile güdülemeyeceğini bilirlerdi.

Belki buna şaşırmamamız gerekir. Çünkü Kılıçdaroğlu, daha geçen günkü bir röportajında, “CHP, 6 ok ilkelerinden sapmış değil. Ancak 1930’lardaki milliyetçilik anlayışı ile şimdiki farklı… Devletçilik ilkesi de daha farklı. Artık sosyal devlet, insana değer veren sosyal politikalar yürüten devlet olmalıyız. İlkelerimizi çağdaşlaştırıyoruz. Emeklilere verdiğimiz sözlerin arkasındayız. Tüm ekonomik sözlerimizin arkasındayız, gelişen Türkiye projemizi yürüteceğiz.” demişti.

http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/saray-kani-santaj-olarak-ortaya-koydu-pkk%E2%80%88da-eline-silahi-aldi-944264/

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, CHP`nin 6 ok ilkelerini anlamadan çağdaşlaştırmak mümkün değildir ve görünürde CHP`nin mevcut yöneticileri bu ilkelerden hiç bir şey anlamamış durumdadırlar. Milliyetçilik ilkesini anlamayanın, Türk milletini anlamasını bekleyemezdik zaten.

“Bilmeli ki, milli benliğini bilmiyen milletler, başka milletlerin avıdır.” demişti Mustafa Kemal Atatürk. Ne kadar doğru söylemiş olduğunu, içine düşürülmüş olduğumuz durumdan bir kez daha anlıyoruz. Ne yazık ki sunulmuş olan seçim bildirgesinde ve koyulan hedeflerde, bizlerin bu durumdan kurutuluşumuza ilişkin tek bir öneri bile yok, tam tersine…

“1930’lardaki milliyetçilik anlayışı ile şimdiki farklı…” demişti Kılıçdaroğlu, röportajında. Oysa, 1930`lardaki milliyetçilik, çağları aşan bir anlayıştır ve Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin temel ilkelerinden biridir. Milli Mücadele, Türk Milliyetçiliğine ve Türk milletinin bağımsız yaşama azmine dayanılarak kazanılmıştır.

Medeni Bilgiler Kitabı`nda “Milliyetçilik” şöyle tarif edilir:

“Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve uluslararası temas ve ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir ahenkte yürümekle beraber Türk sosyal topluluğunun özel karakterini ve başlıbaşına bağımsız kimliğini korumaktır.”

Bir de Yeni CHP`nin şu çağdaş milliyetçilik anlayışını bir öğrenebilsek?

Devletçilik ilkesi ile ilgili olarak ise Kılıçdaroğlu röportajında, “Devletçilik ilkesi de daha farklı. Artık sosyal devlet, insana değer veren sosyal politikalar yürüten devlet olmalıyız.” demiş. Cumhuriyet tarihini tersten okudukları, bu değerlendirmeleriyle bir kez daha kanıtlanmış oluyor.

Atatürk`ün kurmuş olduğu Cumhuriyetin üzerine oturduğu ilkeler; cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, devletçilik, laiklik, devrimcilik, tam da insana değer veren sosyal politikalar üreten devlettir. Yazımızın ekinde Atatürk`ün devletçilik anlayışı ile ilgili birkaç belgeyi bilgilerinize sunuyoruz.

Bir devletin dayandığı esaslar “bağımsızlığı tam” ve “kayıtsız şartsız milli egemenlikten ibarettir” demiş Atatürk ve insana değer veren sosyal bir devletin de ancak bu temelde hizmet verebileceğini öngörmüş. Bu ilkeyi anlayamayan siyasetçilerin insana değer veren sosyal bir devlet kurabilmeleri mümkün değildir.

Kılıçdaroğlu`nun sunuş konuşmasında adı bile geçmeyip, seçim bildirgesi metninde bir paragrafla değinilen ve aşınması çok büyük facialara yol açan Laiklik sorununu ayrı bir yazıda ele alacağız.

Son olarak, seçim bildirgesinde “Geçmişin Yaralarını Saracağız” başlıklı bölümde;

“• Dersim olaylarının araştırılması için Dersim arşivlerini, TBMM’de toplayarak araştırmacıların incelemesini ve gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayacağız.” denmiş.

CHP Yetkililerine önerimiz; Cumhuriyetimizin ilk dönemi ile hesaplaşmayı bir tarafa bırakmalarıdır. Bunu yapan en azından bir parti daha var zaten. Geçmişin yaralarını sarmak istiyorlarsa, 5 Kasım 2007`de Beyaz Saray`da Bush ve Erdoğan`ın baş başa görüşme sonrasındaki olayları, davaları, örneğin bugün beraat ile sonuçlanan Poyrazköy davasını araştırmayı neden düşünmezler?

Bildirgeden özet olarak şunu anladık: Atatürk`ün NUTUK`ta bahsettiği “Asırlandan beridir Türk milleti aleyhine işlenmekte olan suikast” sürüyor ve ne yazıktır ki, içerde iktidar partisinin yanısıra ana muhalefet partisi yöneticileri de tetikçi olarak kullanılıyor.

 

Dicle Eroğul

 

ATATÜRK`ün DEVLETÇİLİK anlayışına ilişkin birkaç belge...

 Mustafa Kemal, 27 Ocak 1931 tarihinde, CHP`nin izmir İl Kongresi`nde yaptığı konuşmada, CHP`nin Devletçi olduğunu açıkça belirtti:

 “… Fırkamızın takip ettiği program, bir istikametten tamamıyla demokratik, halkçı bir program olmakla beraber iktisadi nokta-i nazardan devletçidir… Halkımız tab`an devletçidir ki her türlü ihtiyacı devletten talep etmek için kendisinde bir hak görüyor. Bu itibarla milletimizin tabayii ile fırkamızın programında tamamıyla bir mutabakat vardır. Bu istikametten yürüyeceğiz. Ve muvaffak olacağımıza da şüphe yoktur.”

Atatürk`ün Söylev ve Demeçleri, C. 2, Ankara 1997, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, s. 294-295

1931 yılındaki III. CHP Kurultayı`nda, partinin temel ilkeleri arasına devletçilik te kaydedildi. Devletçilik, bu kurultayda benimsenen parti programında şöyle tanımlanmıştı: 

“Ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde, milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için, milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde, bilhassa iktisadi sahada, devleti bizzat alakadar etmek mühim esaslarımızdandır.”

C.H.F. Nizamnamesi ve Programı, Ankara 1931, TBMM Matbaası, s. 11-12

1935 yılındaki IV. CHP Kurultayı`ndaysa parti programında devletçilik şöyle tanımlanmaktadır: 

“Özel faaliyet ve çalışma esas olmakla beraber, imkan olduğu kadar az zaman içinde, ulusumuzu genliğe ve yurdu bayındırlığa eriştirmek için, genel ve yüksek çıkarların gerektirdiği işlerde, hele ekonomik alanlarda devleti fiili surette ilgilendirmek başlıca esaslarımızdandır. Devletin ekonomi işleri ile ilgisi fiili surette yapıcılık olduğu kadar, özel girişimlere ön vermek ve yapılmakta olan işleri düzenlemek ve kontrol da etmektir. Devletin fiili olarak, hangi ekonomik işleri yapacağının belirtilmesi, ulusun genel ve yüksek çıkarlarına bağlıdır. Bu lüzüm üzerine, devletin, fiili olarak, kendi yapmaya karar verdiği iş, eğer, özel girişim elinde bulunuyorsa, onun alınması her defasında özgü bir kanun çıkarmaya bağlıdır. Bu kanunda, özel girişimin uğrayacağı zararın, devlet tarafından tazmin şekli gösterilecektir. Bu zarar öngörülürken, gelecekteki kazanç ihtimalleri hesaba katılmaz.”

C.H.P. Programı, Ankara 1935, Ulus Basımevi, s. 9-11

1939 yılında yapılan V. CHP Kurultayı`nda hazırlanan parti programında devletçiliğin tanımıyla ilgili herhangi bir değişikliğe gidilmedi.

C.H.P. Programı, Ankara 1939, Ulus Basımevi, s. 7

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com