CUMHURİYETİN HAFIZASINI SIFIRLAMA YARIŞI | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,6673 Euro : 4,3165 Bist : 106.991
Ana Sayfa >>CUMHURİYETİN HAFIZASINI SIFIRLAMA YARIŞI 07.01.2016 14:40

CUMHURİYETİN HAFIZASINI SIFIRLAMA YARIŞI

Dicle Eroğul Yeni anayasa tarışmalarını değerlendirdi.

CUMHURİYETİN HAFIZASINI SIFIRLAMA YARIŞI

Recep Tayyip Erdoğan`ın, 6 Ocak 2016 günlü 18`inci Muhtarlar Toplantısında yaptığı konuşma, Cumhurbaşkanlığı internet sitesinde “Darbe Anayasalarıyla Yönetilen Ülke Utancından Artık Kurtulmalıyız” başlığıyla verilmiş. Bugünlerde sadece iktidar partisinin değil muhalefet partisinin yetkilileri de Erdoğan ile söylem birliği içerisindeler. CHP sözcüsü Haluk Koç, birkaç gün önce Erdoğan ile aynı cümleyi kurmuştu: “Türkiye artık 12 Eylül darbe anayasası ayıbından kurtulmak zorunda.”

Aslında yarısını değiştirdikleri darbe anayasasından değil, “Cumhuriyetimizin kurucu değerleri”nden kurtulmaya çalışıyorlar. “Cumhuriyetin hafızası”nı silmek için çabalıyorlar.  Cumhuriyetimizin hafızasını sıfırlama konusunda iktidarıyla muhalefetiyle oldukça başarılılar. 12 Eylül darbecileri bile bu kadar başarılı olamamışlardı. CHP`yi kapatarak arşivlerini SEKA`ya gönderen 12 Eylül darbecileri, CHP`nin hafızasını yok etme konusunda bugünkü CHP yöneticileri ile yarışamazlar.

24. yasama döneminde TBMM`deki 4 partinin temsilcilerinin yer aldığı Anayasa Uzlaşma Komisyonu, 2011-2013 yılları arasında 25 ay boyunca onlarca toplantı yapmıştı. Bu toplantıların tutanaklarında ve Komisyon çalışmalarının sonuç belgelerinde, silinmek istenenin “Cumhuriyetin kurucu değerleri” olduğu gerçeği inkar edilemeyecek netlikte ortaya çıkıyor. Davutoğlu`nun muhalefet partilerine yapmış olduğu “yeni anayasa” turundan çıkan sonuçtan anladığımız, yine aynı yöntemle kurulacak Anayasa Komisyonu kaldığı yerden devam edecek. Diğer bir deyişle, “Cumhuriyetimizin değerlerini” silmeye hep birlikte devam edecekler.

1 Kasım seçimleri öncesi çıkmış olduğu IMC TV kanalında anayasayı değiştirmek konusunda o kadar hızlı gitmişti ki Kemal Kılıçdaroğlu, neredeyse Anayasanın değiştirilemez maddelerinin değiştirilmesini de kabul eder gözükmüş; aldığı tepki üzerine birkaç gün sonra canlı yayına katıldığı NTV’de “Anayasanın ilk 4 maddesi bizim açımızdan tartışma konusu olmaz. Çünkü ‘Kurucu iradenin iradesinin yansıdığı maddeler’ diye kabul ediyoruz biz onları. Laiklik ilkesi elbette yani Türkiye Cumhuriyeti evet demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. Bu zaten benim gördüğüm kadarıyla bütün siyasi partilerin de bir anlamda ortak hedefi, ortak amacı gibi görülüyor. Burada da bir sorunumuz yok” ifadelerini kullanmıştı. Oysa Anayasa Uzlaşma Komisyonu`nun çalışmalarına ait belgeleri incelediğimizde bütün siyasi partilerin değiştirilemez maddeleri kabul etmediği ortada.

Kılıçdaroğlu, “başkanlık” konusunda da, sanki AKP`nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu`na vermiş olduğu teklif ortada değilmiş gibi, “gelsinler anlatsınlar” diyerek yeşil ışık yakmaya başladı. Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk`ün “başkanlık sistemi” konusundaki görüşlerinden hiç bahsetmiyorlar. Kılıçdaroğlu 200 yıllık parlamenter sistem geleneğinden bahsediyor. 200 yıl nereden çıktı onu hesaplamak zor da, esas merak konusu, Cumhuriyetin kuruluşunda “başkanlık sistemi”nin tercih edilmemesi üzerinde durmamalarının nedeni. Atatürk`ün bu konuda o kadar açık, o kadar net söylemleri var ki, neden kullanmazlar?

Erdoğan bugün muhtarlara hitaben yaptığı konuşmada aynen şunları söylüyor:

“Ben ‘Türk biçimi veya Türkiye biçimi bir başkanlık sistemi’ dedim, başladılar saldırmaya. Bunlar kendi ülkelerinin markasını da istemiyorlar. Mecbur muyuz illa Amerikan, Fransız, ya da şu veya bu sistemi söylemeye? Biz adeta bir arı gibi hepsinden alır toplarız, balımızı yapar milletimize sunarız.

Parlamenter sistem gökten zembille inmemiştir. Bu sistem, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarındaki ihtiyacın, daha çok da Fransız sistemi örnek alınarak karşılanmasının ürünüdür. Daha sonraki yıllarda örnek aldığımız Fransa Yarı Başkanlığa geçerken, biz parlamenter sistemi fetiş haline getiren bir anlayışa saplanıp kalmışız.”

Yani Atatürk ve dava arkadaşları, Erdoğan kadar akıllı değiller. Erdoğan dünyadaki bütün sistemleri inceleyip bir arı gibi hepsinden toplayıp balını yapıyor. Atatürk ve dava arkadaşları bu sentezi yapamıyor, Fransız sistemini alıp uyguluyor. İnsaf ediniz, Atatürk kadar bu toplumu tanımış, ülkenin her köşesinde tüm vatandaşlarla istişare etmiş, her konuda binlerce kitap okumuş, ülkesini ve toplumunu daha iyi tanıyan bir lider var mıdır? Erdoğan ve külliyesindeki arkadaşlarını ve TBMM`deki milletvekillerini de bir araya getirsek, acaba hepsinin okuduğu kitapların toplamı Atatürk`ün okuduğu kitap sayısına ulaşabilir mi? Atatürk`ün Cumhuriyetimizi kurmayı yıllar öncesinden tasarlamaya başladığı, gelmiş geçmiş hiçbir liderde olmayan tefekkür kapasitesi ile ve o dönemin aydınından çobanına kadar tüm vatandaşlarla istişare ederek sistemi en ince ayrıntısına kadar tasarlamış olduğu gerçeğini Erdoğan`ın bilmemesi doğal olabilir mi? Belki de doğaldır çünkü Cumhurbaşkanlığı makamında oturduğu Cumhuriyet`in kurucusunun gelecek nesillere bıraktığı en önemli eserlerden biri olan NUTUK`u okumuş olduğu bile şüpheli.

Akademik kariyerinde “anayasa uzmanlığı” olan Taner Timur şöyle yazmış geçen günkü yazısında: “Bir ülkenin anayasası, o ülkenin tarihi ve bu tarih içinde oluşan toplumsal güçleri incelenmeden anlaşılamaz. …fakat toplumsal yaşamda asıl belirleyici güçlerin daha derinlerde “maddeler” halinde okuyamayacağımız toplumsal ilişkilerde yattığını hissetmiştim. Ve sanırım ki Türkiye`de bu yeterince anlaşılmadığı için ikide bir `anayasa krizi` yaşıyor ve Kur`an da ayet arar gibi, Batılı anayasalarda yeni maddeler arıyoruz. Çoğu kez de büyük bir riyakarlık içinde… Bugünlerde olduğu gibi...”

Anayasalar, toplumun tarihinden, toplumsal güçlerin ve ilişkilerin dinamiğinden süzülmelidir. Aksi takdirde toplumu boğarlar. Dünyadaki hiçbir lider toplumunu Atatürk`ten daha iyi tanımamıştır. Hele bugün ülkemizi yönetmekte olanların, toplumumuzu tanıma, tarihini bilme konusunda Atatürk`e yaklaşmaları bile söz konusu değildir. Atatürk`ü anlamamış oldukları ortadadır. Misyonları, Atatürk`ün kurduğu Cumhuriyeti tasfiye etmek olduğu için anlamaya da çalışmıyorlar zaten.

Bu nedenle; külliye sakini de, `Son yüz yıl kapatılması gereken bir parantezdir.` diyen Davutoğlu da, Cumhuriyetin kuruluşunda “başkanlık sistemi”nin neden tercih edilmediğine değinmeyen Kılıçdaroğlu da bugün “yeni anayasa” hazırlama sürecini yönetecek ehliyete sahip değillerdir. “Cumhuriyetin rövanşı için sahnede” olduğunu söyleyen Demirtaş`tan söz etmeye bile gerek yok.

Türk milleti olarak yalanlarla yönetilmekten yorulduk. Biz "Birbirimize daima gerçeği söyleyeceğiz. Felâket ve saadet getirsin, iyi ve fena olsun, daima gerçekten ayrılmayacağız." diyen liderimizi özlüyoruz.

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com