Hangi işçi bayramı? | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,6814 Euro : 4,3410 Bist : 106.926
Ana Sayfa >>Hangi işçi bayramı? 02.05.2016 05:31

Hangi işçi bayramı?

Ya Marxist literatürü hiç okumamışlar yada CHE’yi hiç anlamamışlar

1 Mayıs Cumhuriyet Alanında kutlandı. Polis hesabına göre kutlamalara katılanların sayısı 5000. Efendim, canlı bomba korkusu falan demeyin. Her geçen yıl özellikle işçilerimizin gelecekten umudu ve 1 Mayıs kutlamalarına ilgisi azalıyor.

Bana göre bunun başlıca iki temel nedeni var:

Birincisi, işçiyi temsil ettiğini ileri süren sendikaların ve sendikacıların pek çoğu etnik Kürtçü siyasetin savunucusu oldu. Bu siyaseti işçi sınıfı mücadelesinin önüne geçirdi. Solculukla Wilson prensiplerini birbirine karıştırdı. Bu yüzden de yıllardır 1 Mayıs alanlarında ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla oluşturdukları platformun eylemlerinde Türk bayrağı taşımadılar. Bu eylemlerin pek çoğunda da bölücü örgütün propagandasını yaptılar. Öcalan’ın posterleri açılmasına göz yumdular.

Mersin’de bu yıl düzenlenen kutlamanın izlediğim kadarki bölümünde Öcalan posteri açılmadı.

İkincisi, İşçiyi temsil ettiğini ileri süren sendika ve konfederasyonlar işçi sınıfının mücadelesini yürütmek yerine AB fonlarından aldıkları kaynaklarla AB’nin kendilerinden beklediği; “işçi haklarını savunuyormuş gibi görünme” işiyle uğraştılar.

DİSK, “üyelerine İnsan Haklarına Saygıyı Öğretme” amacıyla bir proje yaparak (30.05.2002) AB fonlarından 550 bin128 Euro kullandı. DİSK-Dev. Maden-Sen, “Tavşanlı İlçesinde İşsiz Kalan Maden İşçilerine İş Bulma” projesiyle (22.12.2004) AB fonlarından 141 bin 950 Euro, bir başka proje için de (06.09.2004) 83 bin 189 Euro, TEK-GIDA İŞ Sendikası Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge Şubesi “Özelleştirme Sürecinde Olan İş Yerlerindeki İşçilerin Yeniden Eğitimi” projesiyle (30.12.2004) AB fonlarından 161 bin 062 Euro, HAK-İŞ, “Mesleki Eğitimi Geliştirme ve Sosyal Ortaklık” (ne demekse) projesiyle 169 bin 963 Euro para aldılar. Almaya da devam ediyorlar. Küçük bir araştırmayla bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

AB fonlarından hibe alanların bunu için bir bedel ödediğini düşünmek yanlış olmaz. AB fonlarından beslenmeye başlayan sendikacılar da işçi sınıfı için mücadele etmeyi askıya aldılar.

2009 Temmuz ayı istatistiklerine göre Türkiye’de kayıtlı 5.398.296 işçinin 3.232.687’si yani yüzde 59,88’i sendikalıydı.

2015 rakamlarına göre Türkiye’de kayıtlı 12.180.945 işçi var. Bunlardan sadece 1.297.464 işçi çeşitli sendikalara üye. Sendikalı işçi oranı yüzde 10.65.

Sendikalar, özelleştirmeyle, taşeronlaştırmayla kısaca işçi sınıfının yavaş yavaş ortadan kaldırılmasıyla etkili mücadele etmediler.

Saydığımız iki unsur hızla yok olmakta olan işçi sınıfının gelecekten umudunu kesmesine yol açıyor. Kendi işyerinde ücret ve sosyal haklar mücadelesini verirken kaplan kesilen işçinin; haklarının budanmasına yıllarca ses çıkarmayan “Kutlamayı taksim’de yaparız!” türünden ucuz kahramanlıkları da kimseye bırakmayan meslekten sendikacıların peşinden gitmeye gönlü yok

BAYRAĞINDAN VAZ GEÇEN CHP MERSİN

Her yıl 1 Mayıs kutlamaları öncesinde sesleri fazla çıktığı için kalabalık ve güçlü görünen Sivil tolum kuruluşları, “siyasi simge” saydıkları Türk Bayrağının kortejlerde taşınmaması konusunu gündeme getiriler. CHP de, büyük “uzlaşı kültürüyle” Türk bayrağından vazgeçer. Oysa ana muhalefet partisi olarak toplumu peşine takması gereken onlardır. Türk bayrağından vaz geçmek uzlaşmak için pazarlık konusu yapılacak bir şey değildir. Türk bayrağından vazgeçmek, Türk bayrağının “siyasi simge” sayılmasına rıza göstermek; uzlaşmak için üniter devletten vazgeçmek anlamı taşır.

Yürüyüş başlamadan önce korteji gördüğümde Türk bayrağının olmaması dikkatimi çekti. Gençlerin kortejinde bir bayrak vardı ama yürüyüş kolunda gizlenmişti.

İlgilileri uyardım. Adını vermeyeceğim bir arkadaşımın bu konudaki uyarılarımı İl Başkanı Abdullah Özyiğit’e ilettiğinden ve bayrağın kortejin önüne geçirilmesinde ısrarcı olduğundan kuşkum yok. Ama başaramadı. Bayrak bir süre gizlendiği yerde kaldı. Daha sonra CHP’li kadınlar ona “engellenen koşullarda” verebilecekleri en büyük değeri verip kortejlerinde iyi bir yere aldılar.

Yürüyüş kolunda gençler haykırıyordu: “Atatürk gençliği görev başında!”  Gençlerden birine sordum: “Kortejde bayrak yok. Atatürk gençliği bayrak taşımadan nasıl görevde?” Yanıtladı: “Abi bana sorma.” Eliyle kortejin önünü işaret ederek: “İl Başkanı orada. Git ona sor. Bize ne diyorlarsa onu yapıyoruz.”

KİMLİKSİZ, KİŞİLİKSİZ DEVRİMCİLER

Bundan kısa bir süre önce soysal medyada cehaletinden kuşku duymadığım biri şöyle bir iddia ortaya atmıştı: “Kürdistan’ın özgürlüğünü savunamayan komünistin bir damarı kopuktur. Ya hiç Marxist literatürü okumamış yada CHE’yi hiç anlamamıştır.”

Şahsın bu kanıya nereden vardığını anlamış değilim. Bu kadar okumuş yazmış adamın da etnik Kürtçü siyasetin peşine takılmayı Sosyalizm saymasına aklım ermiyor. Bu yeni Wilsoncular Türk bayrağını siyasi simge sayıp, Türk milleti kavramını “ırkçı” diye karaladıktan sonra ırkçı Kürt siyasetini solculuk sayıyorlar.

Kürdistan’ın özgürlüğü kavramı biraz karışık görünse de algılamak isteyene çok açık. Kürt halkının siyasi talepleri dedikleri şey; halkı yıllar yılı soyan, köylüyü yarıcı çalıştıran gerektiğinde köleleştiren ağaların kendi düzenlerini özgürleştirme niyetleridir.

Yörede yaşayan halk, üzerlerindeki ağa-aşiret baskısı kaldırılmadan özgürleşemez. Bölge özerk olursa orada yaşayan halkın yaşam koşulları daha da zorlaştırılacaktır. Hem de onları özgürleştirenler tarafından!

Yıllar yılı ağalık düzenine karşı mücadeleyi şiar edinen, devrim planları yaparken yoksul köylülüğü unutmayan devrimci / solcu arkadaşlarımızın, Wilson prensipleri doğrultusunda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ağalık sisteminin güçlendirilmesini amaçlayan etnik Kürt siyasetinin peşine nasıl takıldıklarına bir türlü aklım ermiyor.

Demek ki “Ya Marxist literatürü hiç okumamışlar yada CHE’yi hiç anlamamışlar.”

Ender Erdemil, 2 Mayıs 2016

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com