TSK`NIN PARÇALANMASI - SİVİLLEŞTİRİLMESİ VE TOPLUMSAL MUHALEFET | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,6737 Euro : 4,3310 Bist : 108.489
Ana Sayfa >>TSK`NIN PARÇALANMASI - SİVİLLEŞTİRİLMESİ VE TOPLUMSAL MUHALEFET 02.08.2016 00:00

TSK`NIN PARÇALANMASI - SİVİLLEŞTİRİLMESİ VE TOPLUMSAL MUHALEFET

Neriman Fidan`ın Askeri okulların kapatılması , TSK nın yeniden yapılandırılması, 30 Ağustos zafer bayramının yasaklanması, toplumsal muhalefet ve muhaleftin konumu ile ilgili değerlendirmesi.

Öncelikle, Askeri liselerdeki çocuklarla ilgili tartışmaya katılmak istiyorum.

18 yaş altı henüz yoğrulmamış, kimliği oturmamış, ergenlik çağında çocuklardan bahsediyoruz. Bu yaştaki çocukları toptan suçlu saymak hataların en büyüğüdür.

Evet cemaat liseye girişe müdahale etmiş olabilir. Ama tamamının cemaatçi olduğunu düşünmüyorum ve üstelik bu yaş çocuklar kazanılabilir çocuklardır.

Örgüt bağı tespit edilebilir bir durumdur. AKP`nin Türkiye Cumhuriyeti kurumlarını (TSK ) sarsmak amacı ile yaptığı müdahaleye toptancı anlayışla destek vermek doğru değildir. Diğer kurumlarda oduğu gibi örgüt bağı saptanan kişilerin ilişiği kesilir ve kurum temizlenir. temizlik bahanesi ile kurumu ortadan kaldırmak amacını aşan bir işlemdir. AKP nin rejimi değiştirmek amacı ile kullandığı bir yöntemdir.

Askeri liselere ihtiyaç olup olmadığı konusunda ise,
Askeri eğitim , askeri disiplin sporda olduğu gibi daha küçük yaşlarda alınması gereken bir eğitimdir. Bu sebeple sayıları az ve seçkin öğrencileri olan askeri liselerin kapatılmasını Türklerin askerlik konusundaki tarihsel yeteneklerinin aktarımını sekteye uğratacağını düşünüyorum. 
Eğer meslek lisesi kavramını kabul ediyorsak ve askerlik bir meslek ise, askeri liseler de kapatılamaz. 
Askerlik spor altyapısına da ihtiyaç duyan özel bir alandır. Bu eğitim sonradan verilemez.. Evet er - erbaş olunabilir ama herkes asker ve subay olamaz.

Harp okullarının öğrencilerinin tamamının ilişiğini kesmek, tamamını suçlu ilan etmek bu köklü kurumun köklerini kemirmekten başka bir şey değildir. Harp okulları nasıl bir kuruma dönüştürüleceği belli değildir ve 4 yıl boyunca Türkiye subay ihtiyacını üniversitelerden, savaşma ve askerlik konusunda hiç bir eğitim almamış kişilerden sağlanacaktır. 

Subayların üniversitelerden temin edilmesi, TSK`nın sivilleştirilmesi demektir.

TSK nın sivilleştirilmesi, savaşma yeteneğinin kaybedilmesi demektir. Savaşma yeteği olmayan TSK ne işi yarayacaktır. Oldu olacak TSK`yı lav etsinler.. Zaten yapılan bir değişiklikle, TSK nın görev alanı barış gücüne katılmakla sınırlandırılmıştır.

Savaşma konusunda yöntesel ve uygulama anlamında hiçbir eğitim almamış birisinin savaşan güçleri yönetmesi mümkün değildir.

Bu arada Alman komutan yönetiminde Çanakkalede Osmanlı ordularının kaybetmek üzere olduğu savaşı, askerlik eğitimi almış , komutanlık dehası artık tartışılmaz olan Mustafa Kemal Atatürk sayesinde bir zafere dönüştüğünü hatırlatmak isterim.

Ve elbette, onca can pahasına kazanılan zaferin bütün kazanımlarının Vahdettin`in attığı imza ile yok edildiğini ve Çanakkale`yi topla tüfekle geçemeyenlerin ellerini kollarını sallayarak geçtiklerini hatırlatmak isterim.

Orduların kazandığı zaferlerin kazanımlarını koruması gereken siyaset kurumudur.

Yani siyaset kaybedildiği zaman askeri zaferlerin anlamı yoktur. Ve ülkesinin güvenliğini sağlayamayan, ordusunun gücünü koruyamayan bir siyasetin varlığını sürdürmesi mümkün değildir.

Güvenlik konusu dediğiniz zaman bir ülkedeki dayanacağını en önemli güç silahlı kuvvetlerdir. Staretejik planlaması, komuta kademesi, disiplin ve eğitim silahlı kuvvetler için en önemli olaydır.

TÜRK SİYASETİNİN TSK`YA DÜŞMAN ORDUSU GİBİ DAVRANMA HAKKI YOKTUR.

Ordular evet siyaset yönlendiriciliğinde harekete geçer. Ancak ordu ve siyasetin kavga içine sokulduğu anlamsız durum ancak Türkiye bulunmaktadır. Siyasetin kendi ülkesinin ordusuna "düşman ordusu" gibi davranma hakkı yoktur.

Meclisteki muhalefet, hatta meclis dışındaki muhalefet, Cumhurbaşkanının darbe karşıtlığı rüzgarı üzerinden devleti yeniden yapılandırma, hatta sıfırlama operasyonuna toplumsal destek sağlamak için devam ettirdiği "demokrasi nöbetlerine" hayat vermeye çalışmaktadır.

Anti demokratik uygulamaların darbe dönemlerinden farklı olmadığı bir ortamda "demokrasi nöbetleri" ne muhalefetin de katılması bu "sanal demokrasi" havasını yurt sathına yayma amacına hizmet etmektedir.

Ve tıpkı meclisteki muhalefette olduğu gibi, geçmişte TSK`ya yapılan Ergenekon - balyoz darbesi acılarını yaşayanların intikam hezeyanı ile TSK`nın paramparça edilişine sesiz kalması, hatta eski Balyoz mağdurlarından Ahmet Yavuz`un  "kitabını yazdım" dediği gibi onaylaması;  toplumsal muhalefeti de tıpkı TSK GİBİ SAHİPSİZ VE PARAMPARÇA ETMEKTEDİR.

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kazanılan Türk kurtuluş savaşının muzafferleri, Gazi meclis ve Türk Silahlı kuvvetleridir...

Darbe girişiminin püskürtülmesinde bir kurtuluş savaşı havası estirip kendilerine yeni bir kuruluş misyonu yüklemeye çalışanlara, bu sanal kahramanlık destanının tutmasının söz konusu olmadığını hatırlatmak isterim.

Türk ordularının başkomutanlığına soyunanların, Türk ordusu ile savaşmaktan vazgeçmesi gerekmektedir.

30 Ağustos zafer bayramı kutlamalarını yasaklamaya kalkmak kimsenin haddi olmamalıdır.

Üstelik orduyu bağladıkları savunma bakanının, "toplumun travmadan yeni çıktığını, tankları dolaştırarak yeni travma yaratacağı" iddiası büyük bir talihsizliktir.

"Başkomutan benim" vurgusu yapan Cumhurbaşkanının, TSK ya karşı oluşturulan bu karşı kampanyanın dönüp kendisini yaralayacağını anlamasını dilerim. Ve Cumhurbaşkanı gerçekten Başkomutansa, TSK`ne  sahip çıkmalı ve TSK`na karşı düşmanca tutum sergilenmesine engel olmalıdır.

Genelkurmay başkanı ve Cumhurbaşkanının, meydanlara cumhurbaşkanının daveti üzeine çıkan taraftarlarının Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bir tutumu olamayacağını açıklamalıdır.

Muhalefetin ise darbe karşıtlığının TSK düşmanlığına dönüştürülmesine itiraz etmemesi, yapılanları onaylaması bu dönemin en önemli çıkmazıdır. iktidara eleştirisi ile yön vermesi gereken muhalefet , iktidarın kamuoyu algı operasyonunun peşinden sürüklenmektedir.

Türk ordusunu yönetenlerin ise herşeyden önce siyaset kurumunun olduğu gibi anayasa bağlı olmaları gerektiğini hatırlatmak isterim.

Türk ordusunun yönetim kademesinin kendisine anayasada verilen hakların korunması için gereken itirazları yapması gerekmektedir.
Çünki o haklar sadece Türk Silahlı kuvvetlerinin varlığı ve gücü değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinin varlığı ve gücünün korunması ile ilgilidir.

Yani darbe girişimi sebebi ile ilgili olarak Türk silahlı Kuvvetlerine yönelen saldırılar karşısında, komuta kademesinin TSK`yı savunması "milletin evlatlarını ve Türkiye Cumhuriyetinin varlığının korunması anlamına gelir."

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com