RUSYA, UÇAK KRİZİ GEREKÇESİYLE BÖYLEDEKİ ASKERİ ETKİNLİĞİNİ ARTIRIYOR | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,5213 Euro : 4,1440 Bist : 107.202
Ana Sayfa >>RUSYA, UÇAK KRİZİ GEREKÇESİYLE BÖYLEDEKİ ASKERİ ETKİNLİĞİNİ ARTIRIYOR 06.12.2015 19:00

RUSYA, UÇAK KRİZİ GEREKÇESİYLE BÖYLEDEKİ ASKERİ ETKİNLİĞİNİ ARTIRIYOR

Onur Öymen`in ODATV’den Nurzan Amuran’a verdiği mülakat metni

ODATV’den Nurzan Amuran’a verdiğim ve 6 Aralık 2015 tarihinde yayınlanan mülakatın meti aşağıdadır:

Nurzen Amuran: Türkiye’nin, son yıllarda uyguladığı dış politikayla, ulusal çıkarları gözeten bir dengeyi koruduğunu ve dostlukların öne çıkarıldığını söyleyebilir miyiz? Bölgesel sorumluluklar ve Ortadoğu dengeleri açısından biz ne yaptık ve ne yapmamız gerekirdi?

Onur Öymen: Türkiye’nin bütün “komşularıyla sıfır sorun” iddiasıyla yürüttüğü dış politika maalesef hedefine ulaşamamış, tam tersine, sorunlar büsbütün artmış ve ülkemizin güvenliğini tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Cumhuriyetimizin kuruluşundan beri komşu ülkeler arasındaki çatışmalara karışmama, özellikle iç çatışmalara hiç karışmama politikasından uzaklaşılmış, Türkiye özellikle Suriye’de hükümeti devirmek için silahlı mücadele veren bazı gruplara açıkça destek vererek çatışmaların fiilen tarafı haline gelmiştir. Başlangıçta, İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yaparak Ortadoğu barışına katkıda bulunmaya çalışan Türkiye, daha sonra izlediği politikalarla her iki ülkeyi de karşısına almış ve bu görevi sürdürme fırsatını kaybetmiştir. Aynı şekilde, Mısır’daki gelişmelerde de Müslüman Kardeşlerin savunuculuğunu üstlenerek taraf haline gelmiş ve Mısır Hükümeti ile dostluk ve işbirliğini sürdürme fırsatını kaçırmıştır. Irak’a yönelik politikamızda da zorluklar ve gerginlikler yaşanmış, bu ülkede üslenen PKK terör örgütünün Irak topraklarından çıkartılması sağlanamamıştır. İran’la ilişkilerimiz son zamanların en düşük düzeyine inmiş. Bir yandan Kürecik’e yerleştirilen radar sistemi, diğer yandan da Türkiye’nin izlediği Suriye politikası İran’la ilişkilerimizi büyük ölçüde zedelemiştir. Yunanistan ve Kıbrıs konusundaki sorunlar artarak devam etmiş ve Kıbrıs konusu, özellikle AB ile ilişkilerimizde Türkiye üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılmıştır.

Din ve mezhep unsurunun Ortadoğu’ya yönelik politikalarda zaman zaman ön plana çıkarılması karşılaştığımız güçlükleri daha da arttırmıştır.

Türkiye, bütün bu konularda, bir yandan hak ve çıkarlarını kararlılıkla koruyan bir yandan da başka ülkeler ve gruplar arasındaki çatışmalara taraf olmayan bir politika izlemesi çok daha isabetli olurdu ve Türkiye’yi bugün karşılaştığı bazı sorunların içine sürüklenmesine imkân vermezdi.

Dış politikanın, iç politikanın malzemesi haline dönüştürüldüğü değerlendirmesini sık sık duyuyoruz. Katılıyor musunuz?

Zaman zaman Türkiye’nin bölgeye yönelik politikalarında iç politika düşüncelerinin ve beklentilerinin ön plana çıkartıldığı izlenimi yaygındır. Özellikle, Müslüman Kardeşler ve HAMAS gibi bazı örgütlerin desteklenmesinde iç politikadan kaynaklanan ideolojik yaklaşımların etkili olduğu izlenimi alınmaktadır.

HAVA SAHASI İHLALİ YAPAN UÇAKLARIN DÜŞÜRÜLMESİ AKLA EN SON GELECEK SEÇENEKTİR

Bir ülkenin elbette hava sahası ihlallerine karşı önlem alması ulusal bir sorumluluktur. Deniliyor ki, “Angajman kurallarını bir ülke ile gerginlik varsa uygularsınız. Ülke zaten dost ise, böyle kurallara gerek yoktur.” Size göre doğru olan nedir?

Hava sahası ihlali yapan uçakların düşürülmesi akla en son gelecek seçenektir. Aksi takdirde, Rus uçağının düşürülmesine benzer olayların Ege’de sınırlarımızı sık sık ihlal eden Yunan uçaklarına da uygulanması gerekirdi.

Bununla birlikte, Suriye’nin 2012 yılında o bölgede silahsız bir keşif uçağımızı düşürmesi Suriye sınırımıza yönelik angajman kurallarının daha da güçlendirilmesini zorunlu kılmış ve yakın geçmişte sınır ihlali yapan bir Suriye uçağı, bir Suriye helikopteri ve bir insansız hava aracı düşürülmüştür. Bir süreden beri bölgede koalisyon uçaklarının yanı sıra Rus savaş uçaklarının da uçmaya başlaması kaza ve çatışma riskini arttırmıştır. Amerika ile Rusya arasında bu alanda yapılmış olan koordinasyonun bir benzerinin Türkiye ile Rusya arasında zamanında yapılmış olması halinde bu olay bertaraf edilebilirdi.

DÜŞÜRÜLEN SU24 TİPİ UÇAĞIN BENZERLERİ SURİYE HAVA KUVVETLERİNİN ENVANTERİNDE DE VARDIR

Rus uçağının düşürülmesi “planlanmış bir provokasyona benziyor” diyenler oldu. Böyle bir provokasyon söz konusu ise kimlerin çıkarları korunmuş olacaktır?

Rus tarafı bu iddiayı ortaya atarken düşürülen uçağın uçuş bilgilerinin Amerikan tarafına zamanında bildirildiğini ve Amerika’nın da bu bilgileri Türk tarafına vermiş olacağını düşündüklerini, yani Türkiye’nin bu uçağı bile bile düşürdüğünü iddia etmektedir. Ruslar ayrıca, pilotun Türk hava sahasını ihlal etmediğini ileri sürmekte, olaydan sağ olarak kurtulan Rus pilotu da Türk uçaklarından hiçbir uyarı almadıklarını iddia etmektedir. Oysa, Türk tarafı Rus uçağının 10 kere uyarıldığını, buna rağmen hiçbir cevap gelmediğini belirtmektedir. Türk pilotunun uyarıları başka ülkelerin pilotları tarafından da duyulmuştur. Düşürülen SU24 tipi uçağın benzerleri Suriye Hava Kuvvetlerinin envanterinde de vardır. O nedenle, bu uçağın başlangıçta bir Suriye uçağı olduğunun zannedilmiş olması muhtemeldir. Bu ve benzeri teknik sorunların iki ülkenin askeri uzmanları arasında görüşülüp olayın cereyan tarzı hakkında bir ortak anlayışa varılması yararlı olacaktır. Bu yapılmadan, tarafların birbirini suçlayıcı siyasi beyanlarda bulunmaları hem olayı daha karmaşık hale getirmekte, hem de iki ülkenin menfaatlerine zarar verici gelişmelere yol açmaktadır.

Türk Hükümeti Esad’a karşı, Rusya ise Esad’la çözümden yana. Türkiye ile Rusya arasındaki bu gerilimin arkasında Suriye politikasındaki farklı yaklaşımın rolü var mıdır?

Dediğiniz gibi, Türkiye ve Rusya’nın Suriye politikaları arasında önemli farklılıklar olduğu bir gerçektir. Ancak, bu farklılıkların bir savaş uçağının düşürülmesi boyutuna vardırılması beklenemez. Kaldı ki, son zamanlarda, yapılan Viyana Görüşmelerinde Rusya, Batılı ülkeler ve Türkiye arasındaki farklı yaklaşımların bir ölçüde yumuşatıldığı ve bir siyasi çözüm yolunda önemli mesafeler alındığı görülmektedir.

ABD’nin ve NATO Ülkelerinin uçağın düşürülmesiyle ilgili açıklamalarını nasıl değerlendirdiniz?

Amerika’nın ve diğer NATO ülkelerinin bu olayda Türkiye’nin hava sahasını savunma hakkını destekledikleri ve Rus uçağının sınır ihlali yaptığını vurguladıkları görülmektedir. Amerika ve diğer Batılı ülkeler, o meselenin daha ciddi boyutlar kazanmadan Türkiye ile Rusya arasında çözüme kavuşturulmasını arzu ettiklerini dile getirmişlerdir. Ayrıca, bir yandan Ukrayna, bir yandan Suriye konusundaki farklı yaklaşımlar nedeniyle bir süreden beri Rusya ile ilişkileri gerginleşmiş olan bu ülkelerin yeni bir ihtilaf konusunun ortaya çıkmasından rahatsız oldukları anlaşılmaktadır.

RUSYA, UÇAK KRİZİ GEREKÇESİYLE BÖYLEDEKİ ASKERİ ETKİNLİĞİNİ ARTIRIYOR

Hava sahası ihlali gerekçesiyle düşürülen Rus uçağından sonra, Cumhuriyet tarihinin en gerilimli ilişkisi yaşandı. Türkiye, Rus uçağının düşürülmesinin hemen ardından acilen NATO’ya başvurdu. Bu süreçte neyin yapılması daha doğruydu?

İlk yapılması gereken, Türkiye ve Rusya’nın gerek siyasi, gerek teknik düzeyde iletişim kurarak olayı kendi boyutları içinde tutmaya ve ilişkilerin diğer boyutlarına sirayet etmesinin önlemeye çalışmaları uygun olurdu. Ne yazık ki, olayın oluşum biçimi, nedenleri ve koşulları tümüyle aydınlanmadan gelişmeler hızla tırmandırılmış ve bir yandan Türk-Rus ilişkilerini zedeleyecek bir yandan da Rusya’nın bölgedeki varlığını güçlendirecek bir boyut kazanmıştır. Rusya’nın bölgede bulunmasının esas amacı olan terörle mücadelenin gereksinmelerini çok aşacak biçimde ağır silahların ve S-400 füzelerinin konuşlandırılması, Rusya’nın uçağın düşürülmesi olayını gerekçe gibi gösterip aslında bölgede güçlü bir askeri varlık konuşlandırma hedefini gerçekleştirmeye çalıştığı şeklinde yorumlanmaya müsaittir.

Putin G-20 Zirvesinde IŞİD’e finansman sağlayan ülkeler bulunduğunu ve ellerinde belgeler olduğunu söyledi. Ancak hiçbir ülke konunun ayrıntılarının açıklanmasından yana tavır almadı. Bu ne anlama geliyor?

Putin’in G-20 zirvesinde, bu grup içerisinde IŞİD’ı destekleyen ülkeler bulunduğu yolundaki iddiasının mutlaka açıklığa kavuşturulması ve açıklanması gerekmektedir. Özellikle, Türkiye’yi hedef alan aynı doğrultudaki sözlerin tatmin edici delilleriyle kamuoyuna açıklanmaması halinde Rusya’nın iddiaları havada kalacak ve uçağın düşürülmesi olayının daha da geniş bir ihtilafın yaratılması için vesile gibi kullanıldığı izlenimi doğacaktır.

Suriye’de Esad’ın devrilmesi için bazı silahlı örgütlere “Silahlı muhalif güçler”, diğerlerine “terör örgütü” denilmesi, geleneksel dış politikamız açısından doğru mudur?

Terör örgütleri arasında herhangi bir ayrım yapılmaması ve hiçbir terör örgütünün doğrudan veya dolaylı bir biçimde desteklenmemesi ve bütün terör örgütleri ile mücadele edilmesi esas olmalıdır. “Silahlı muhalif güçlerin” desteklenerek komşu bir ülkenin iktidarının devrilmesine yardımcı olmaya çalışılması bizim Cumhuriyet döneminde izlediğimiz dış politika ilkelerine uygun değildir. Bazı büyük devletlerin kendi siyasi çıkarları için zaman zaman buna benzer silahlı grupları, hatta terör örgütlerini desteklerinin örnekleri vardır. Ancak, bu yaklaşımlar çoğu zaman başarısız olmuş ve acı sonuçlar doğurmuştur.

TÜRKİYE’NİN ESAD’IN SİLAH ZORUYLA DEVRİLMESİ POLİTİKASINI SÜRDÜRMESİ BİZİ BU ALANDA YALNIZLIĞA SÜRÜKLEYEBİLİR

Suriye meselesinin çözümünde artık bütün Dünya Esad’la ilgili politikalarını arka plana itti ve hedef IŞİD’in bitirilmesine odaklandı. Biz nerede durmalıyız?

Suriye’de bugünkü koşullarda Esad’ın görevden ayrılmasını isteyen ülkelerin bile bunu öncelikli bir hedef gibi görmedikleri açıktır. Hatta IŞİD’la mücadelede Esad’ın daha etkili rol oynaması gerektiğini düşünenler de vardır. Türkiye’nin Esad’ın silah zoruyla devrilmesi politikasını sürdürmesi bizi bu alanda da yalnızlığa sürükleyebilir.

IŞİD’le küresel mücadelede kazanan PYD’ mi olacaktır? Bu yaklaşımın sonuçlarında Ortadoğu dengeleri nasıl oluşacaktır?

IŞİD’la mücadele için Suriye ve Irak’a kendi kara birliklerini göndermek istemeyen ülkelerin Kuzey Irak’taki peşmergeleri ve Suriye’nin kuzeyindeki PYD’yi bu amaçla kullanmayı arzu ettikleri görülmektedir. Bu yaklaşımın sürdürülmesi Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar verebilir ve evvelce PKK tarafından kurulan PYD’nin Kuzey Irak’ta kurulması öngörülen bağımsız bir Kürt devletini Akdeniz’e bağlayacak bir koridoru gerçekleştirme hedefini de cesaretlendirebilir. Bölgenin siyasi coğrafyasında değişiklik yapılmasına yönelik girişimler güvenliğin ve istikrarın büsbütün bozulmasına ve yeni sıkıntıların yaratılmasına yol açabilir.

Terörün küresel boyutta yayılması tüm dünyayı tedirgin etti. Burada stratejik önemi nedeniyle Türkiye neden gereğince söz sahibi olamadı ve terör örgütlerinin destekçisi olarak anıldı? Bu gelişmelerden sonra ortak çözümde etkili bir rol üstlenebilir mi?

Teröre karşı uluslararası alanda topyekûn bir mücadele başlatmak yerine terör örgütlerinin çok tehlikeli, az tehlikeli, hatta kendilerinden yararlanılabilecek örgütler şeklinde tasnif edilmesi, bazı ülkelerin kendileri için doğrudan tehdit oluşturmadıkça bu terör örgütlerine karşı etkili bir mücadele yoluna gitmemeleri Türkiye’de ciddi bir rahatsızlık yaratmıştır. Kendileri terör örgütleriyle müzakere etmeyen ülkelerin Türkiye’yi müzakereye zorlamaları düşündürücüdür. Türkiye, ‘silahı bırakmayan ve silah zoruyla siyasi çözüm dayatmaya çalışan terör örgütleri ile müzakere edilmez, mücadele edilir’ anlayışını her ortamda kararlı biçimde savunmalıdır.

Suriye sınırında güvenli bölge talebimize ABD sıcak bakmıyor. Gerekçelerinde o bölgelerin, terör örgütlerinin merkezi haline dönüşme riski var deniliyor. Doğru olan nedir?

Türkiye’nin bir yandan güvenliğini daha iyi korumak bir yandan da ülkemize gelen sığınmacıları geri göndermek amacıyla Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölgeler kurulması önerisi Batı ülkelerinden yeterince destek görememiştir. Öyle anlaşıyor ki, bu gibi bölgelerin kurulması için bir yandan uçuşa yasak bölge ilan edilmesi, bir yandan da o bölgelerin korunması için karar gücü tahsis edilmesi ihtiyacı koalisyon ortaklarının izledikleri politikalara uygun düşmemektedir.

ABD TÜRKİYE`NİN BU POLİTİKALARINDAN RAHATSIZ

ABD cephesinden Türkiye nasıl görülüyor? Rusya Türkiye’den neler bekliyor, AB’nin Türkiye ilişkisinde hangi konularda işbirliği çabası var?

Amerika’nın bir yandan NATO çerçevesinde Türkiye ile işbirliği sergilediğini söylerken bir yandan da Türkiye’nin bölgeye yönelik bazı politikalarından, özellikle İsrail, Mısır, Müslüman Kardeşler ve HAMAS’a yönelik yaklaşımlarımdan rahatsızlık duyduğu anlaşılmaktadır. Rusya ise, Türkiye’nin Esad’a yönelik politikasını değiştirmesini beklemektedir.

Türkiye ile AB arasında yapılan son zirve toplantısı AB’nin belirli bir maddi katkı karşılığında Türkiye’nin sığınmacıları topraklarında muhafaza etmesi beklentisi içinde olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, AB’nin Türkiye’nin üyelik süreci ve Türkiye ile ekonomik işbirliği gibi alanlarda şimdiye kadar izlediği kısıtlayıcı politikalardan vazgeçmeye niyetli olmadığı bilinmektedir. Bir yıl sonra ve ancak bazı koşulların yerine getirilmesi halinde Türk vatandaşlara vize muafiyetinin tanınması Türkiye’nin beklentilerinin gerisindedir.

Ortadoğu ateş çemberindeyken Türkiye neyi yapmalı neleri kırmızı çizgisi kabul etmelidir?

Türkiye, başta Suriye olmak üzere bölgeye yönelik politikalarını gözden geçirmeli, ülkemizin güvenlik çıkarlarına zarar verebilecek çatışmalara sürüklenmekten kaçınmalı, din ve mezhep unsurlu dış politika beklentilerinin dışında tutmalı, bütün bölge ülkeleri ile karşılıklı güvene dayalı bir dostluk ve işbirliği politikası sürdürmeye çalışmalıdır.

Biraz da son gelişmelerden söz edelim: Başbakan Ahmet Davutoğlu`nun katıldığı Brüksel`deki göçmen krizi zirvesinde Avrupa Birliği ve Türkiye`nin işbirliğinin sonuçlarından Türkiye’nin kazancı nedir?

Göçmen krizi konusunda Avrupa’nın Türkiye’den beklentileri ilişkilerimizin bir bütün olarak ele alınmasına vesile teşkil edebilirdi. Bu çerçevede AB Konseyinin, Fransa’nın ve Kıbrıs Rum Kesiminin Türkiye’nin üyelik müzakere başlıklarına koyduğu engellerin kaldırılması istenebilir, başta AB’nin Amerika ile yürüttüğü Serbest Ticaret Anlaşması süreci olmak üzere bütün Serbest Ticaret Anlaşmalarından eşit koşullarda yararlanması istenebilirdi. Ayrıca Rusya’nın Türk ekonomisine zarar verecek kısıtlayıcı tedbirlerine karşı Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği Anlaşmasının çerçevesi genişletilip özellikle tarım ürünleri ve hizmetler alanında kolaylıklar sağlanması talep edilebilir ve ihracatımızı kısıtlayan tarife dışı engellerin kaldırılması istenebilirdi. Türkiye’nin bu konularda taleplerde bulunup bulunmadığı, bulunduysa ne sonuç aldığı bilinmemektedir.

Paris`teki BM İklim Değişikliği Zirvesi uçak krizinin sona erdirilmesinde nasıl bir fırsat yaratabilirdi, bu ortamın değerlendirilmesi mümkün müydü? Bir diplomat olarak sizin görüşünüz nedir?

Paris’teki İklim Değişikliği Zirvesi sırasında Türkiye’nin Rusya ile Cumhurbaşkanı düzeyinde temas sağlamasının mümkün olamayacağının anlaşılması üzerine teknik düzeyde görüşme imkanı araştırılabilir, böylece yanlış anlaşılmaların giderilmesi için çalışılabilir ve son olayın Türk-Rus ilişkilerinde daha büyük bir tahribat yapmasının önüne geçilebilirdi.

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com