SURİYEVE IRAK TEZKERELERİ AYRILMALIYDI | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,5213 Euro : 4,1440 Bist : 107.202
Ana Sayfa >>SURİYEVE IRAK TEZKERELERİ AYRILMALIYDI 05.09.2015 11:24

SURİYEVE IRAK TEZKERELERİ AYRILMALIYDI

Hükümetin Irak ve Suriye’ye asker göndermesine ilişkin tezkeresi farklı değerlendirmelere yol açtı. Doğrusu Irak ve Suriye konularını birbirinden ayırmaktı.

Bu tezkere ile amacınız PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etmek için asker gönderme yetkisi almaksa buna hayır diyenler Kuzey Irak’tan PKK’nın tasfiyesini istemiyor demektir. Bunu ayrıca oya sunmak gerekiyordu. 

Suriye’ye asker gönderme yetkisi ise farklıdır. Orada Türkiye’ye doğrudan doğruya saldırmayan başka terör örgütleriyle mücadele için asker gönderme yetkisi veriyorsunuz. Peki, sizden başka hangi ülkenin Meclisi Hükümetine Suriye’ye kara kuvveti gönderme yetkisi vermiş? Bu sadece Türkiye’den bekleniyor. 
İkinci olarak, Tezkerede Irak’ın toprak bütünlüğünün korunacağı söylenirken, Suriye ile ilgili olarak böyle bir ifade yok. Sadece BM’nin bir kararına atıfta bulunuyor.


Üçüncü olarak, CHP geçen yıl tezkereye “hayır” dedi ama 9 Ekim 2014 tarihinde Sayın CHP Genel Başkanı , eğer hükümet bu tezkereyi geri çekip yabancı unsuru metinden çıkartırsa ve yeni bir tezkere getirirse biz de “evet” oyu veririz. Böylelikle TSK’nın Kobani’yi IŞİD’den temizlemesine yardımcı oluruz ve geri geliriz dedi. Yani CHP belirli koşullar altında bu tezkereye evet diyebileceğini söyledi.


IŞID’a karşı kara kuvveti kullanarak mücadele edebilecek İki devlet var. Irak ve Suriye. Bu aynı zamanda bu hükümetlerin görevidir. 

Peki, siz Suriye Hükümetiyle savaşan Özgür Suriye Ordusuna destek vererek Suriye’nin terörle mücadele gücünü arttırıyor musunuz azaltıyor musunuz? Suriye’yi siyasi açıdan kınamak, eleştirmek başka şeydir o hükümeti devirmek için savaşan silahlı unsurlara destek olmak başka şeydir. Kaldı ki, siz Suriye lideri Beşir Esat’la yakın ilişki içindeyken o demokratik bir lider miydi? Başka hangi ülkedeki halkına zulmeden liderlere karşı silahlı mücadelede bulunanları destekliyorsunuz?

PYD otonom bölgeler ilan ettiğinde o zamanki Sayın Başbakan “Biz gerekirse sıcak takip hakkını kullanırız” dedi. Ertesi gün Amerikan Sözcüsü açıklama yaptı: “Türkiye o bölgede askeri maceralardan kaçınsın.” dedi. 6 gün sonra Başkan Obama’nın elinde beysbol sopası ile Erdoğan’la konuşurken fotoğrafı yayınlanıyor. Bütün bunlar ne anlama geliyor? Siz o bölgede IŞİD ile savaşmalısınız ama. Ama PYD ile savaşamazsınız, denilmek isteniyor. 
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Edelman New York Times’da yayınlanan makalesinde Türkiye PKK ile savaşmasın, çünkü PKK bölgede bizim işimize yarıyor, IŞID’la mücadele ediyor diye yazıyor. 

PKK’lılar, Kobani’de IŞİD’e karşı savaşan PYD’ye lojistik destek verdiler ve onları takviye ettiler diyor. Bunu nasıl yaptılar? Nasıl lojistik destek verdiler? Hangi yoldan? Suriye’ye Irak üzerinden mi geçtiler? Madem geçiliyordu, niye biz Peşmergelere Türkiye üzerinden geçiş izni verdik? Yoksa Türkiye üzerinden Suriye’ye geçen Peşmergelerin içinde PKKlılar da mı vardı?


Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier, Fransız Cumhurbaşkanı Hollande da, Amerikan sözcüleri, hepsi bize PKK ile müzakere masasına oturun diye çağrıda bulunuyorlar. Bu son PKK saldırılarına rağmen PKK’ya kayıtsız şartsız terörü bitirin diye çağrıda bulunan yok. Acaba Türkiye’ye çağrıda bulunanlar sadece aynı masaya oturun değil, aynı zamanda PKK’nın isteklerini kabul edin mi demek istiyorlar? PKK sizden silahların nasıl teslim edileceğini, nasıl af çıkartılacağını görüşmek istemiyor. 


Yeni anayasanızın içeriğini, devletinizin yapısını müzakere etmek istiyor. Peki, hangi ülke kendi devletinin geleceğini bir terör örgütü ile müzakere etmiş? Bir müzakerede ya anlaşma olur veya olmaz. PKK’yla anlaşamazsanız ne olacak? Yeniden silaha sarılıp isteklerini kabul ettirmeye çalışacak. Yoksa Türkiye’nin PKK’nın dayattığı bazı talepleri kabul etmesinin büyük devletlerin de yüz yıldan izledikleri Kürt politikalarına hizmet edeceğini mi düşünüyorlar? 


Her devletin bir Kürt politikası var. Bunun hedeflerinden biri de Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti kurulmasıdır. Bunun bölgedeki ikinci İsrail olacağını düşünüyorlar. Stratejik bir bölge, İran’a ve petrol bölgelerine çok yakın. Nitekim, Barzani bağımsız bir devlet kuracaklarının açıklar açıklamaz, İsrail Başbakanı Netanyahu’ biz bu devleti derhal tanırız’’ dedi. Barzani’nin son zamanlarda Amerika’yı veya İsrail’i eleştiren bir sözünü hatırlamıyoruz.

Türkiye bir algı yönetimi sürecinden geçiyor. 

Herkesin aynı şekilde düşünmesi isteniyor. Barış görüşmeleri iyidir denildiğinde siz aksini iddia edemez hale getiriliyorsunuz. Sadece onlar söyleyecek. Siz de kabul edeceksiniz. Topluma belirli düşünce kalıplarını yerleştirdiler. Bunun dışına çıkıp düşünemiyorsunuz. Bu nedenle sizin görüşlerinizi yabancı ortaklı medya organlarında yayınlamıyorlar. Yani yabancılar medya kuruluşlarına ortak olarak kamuoyuna yön vermek istiyorlar. 


Toplumca bir akıl tutulması döneminden geçiyoruz.

Bugün Orta Doğu’da yaşanan büyük felaketlerin esas nedeni bence demokratik devletlerin kurulamamış olmasıdır. Ortadoğu’da ne zaman bir demokrasi girişimi olmuşsa bu büyük devletler tarafından engellenmiştir. 1907’de İran’da parlamentosu böyle kapatıldı. 1950’de Musaddık bu nedenle devrildi. Suriye’de Cumhurbaşkanı Çiçekli’yi bu nedenle düşürüldü. Yani gerçek bir demokrasinin bölgeye yerleşmesini desteklemediler. Bu politikaların altında büyük ölçüde büyük devletlerin petrol çıkarları yatıyor.

Mülteciler konusunda Avrupa’ya düşen görevler de var. 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesi, BM İnsan Hakları Beyannamesinin 3. maddesi insanların en önemli hakkı yaşama hakkıdır diyor. Siz bu insanlara yaşama hakkı tanımıyorsunuz. Bu insanlara nasıl yardım edeceğinizi düşünmek yerine, gelen mültecilere nasıl engel oluruz diyorsunuz. Macaristan’da yaşananlara bakın. Macaristan Başbakanı Orban diyor ki “Bu mülteciler Avrupa’ya gelirse, bu Hıristiyanlık değerlerine zarar verir.” AB’nin tüm bu mültecileri koruyabilecek olanakları var. Ama Türkiye bu mültecileri muhafaza etsin, biz de gidip oradan istediklerimizi seçelim. 

Bu yaklaşım kabul edilebilir mi? Biz iki milyonu barındıralım, siz 100 bini alamayın. Şimdi ölen çocuklara yazık değil mi? Savaşı bu çocuklar mı çıkardı?
Uluslararası ilişkilerin en kötü tarafı budur. En son insan hakları akla gelir. Bu konuyla ilgili pek çok sözleşme yapılır, kararlar alınır, ama uygulamaya gelince milli çıkarlar ön plana çıkar. Dresden, Tokyo, savaşın sonunda hep metre metre bombalandı. Hiroşima ve Nagazaki atom bombasıyla yok edildi. Bunu yapan devletler o şehirlerde çocukların, kadınların, masum insanların yaşadığını bilmiyorlar mıydı? Savaşın sorumlusu onlar mıydı? Yüzbinlerce insan hayatını kaybetti. Bunları yapanlar şimdi dünyaya insanlık dersi veriyor. Uluslararası ilişkilerin acı tarafı budur. 

Türkiye bütün bunlardan ders almalı ve politikalarını buna göre oluşturmalıdır. 
Şimdiye kadar izlenen yanlış politikaların 1 Kasım seçimlerinden sonra değiştirilmesi mümkündür. Ama, bütün partiler bu zamana kadar savundukları söylemleri, politikaları ve kadrolarını gözden geçirmezlerse farklı sonuçlar almamız mümkün olamaz.
 
Demokratik ülkelerde, iktidarın oy oranları düşerken, normalde, ana muhalefetin oyları yükselir. Ama bunun tersi Türkiye’de oldu. İktidarın oyu düşerken ana muhalefetin oyu da bir miktar düştü? 

Acaba neden? Nerede hata yaptığımızı iyi düşünmemiz lazım. 

Aynı söylemlerle, aynı politikalarla ve aynı kadrolarla 1 Kasım seçimlerine girip de çok daha başarılı bir sonuç alma olasılığımız bence yüksek değildir.
Özetle 1 Kasım sonuçları yalnız Türkiye’nin iç sorunlarının değil, dış politikasının değiştirilmesi ve güvenlik koşullarının iyileştirilmesi için de bir fırsattır. 

Milletçe akıl tutulması döneminden çıkıp bu fırsatı iyi kullanmamız gerekiyor.

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com