KARANLIK HER YERİ KAPLAMASA... | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,5224 Euro : 4,1480 Bist : 107.202
Ana Sayfa >>KARANLIK HER YERİ KAPLAMASA... 10.05.2015 20:35

KARANLIK HER YERİ KAPLAMASA...

Türklük adını yasaklıyorsunuz, şimdi ben hangi milletten olduğumu söyleyeceğim bu ülkede yaşadığım sürece? Bugün bu ülkede bir sistem bunalımı var. Halkına zıt, halkı ile barışık olmayan ona düşman bir anlayış

Bir ülkede edebiyattan, sanattan çok, siyaset konuşuluyorsa, bir ülkede sanat ve sanatçı azarlanıyor ``ULAN`` diyerek hakaret görüyorsa, bir ülkede sanata birileri ``UCUBE`` diyebiliyorsa, bir ülkede tiyatro, opera, sinema, çağdaş değerlerin toplumla yansımasında aydınlık resimler yasaklanıyorsa, bir ülkede yazan, düşünen, gazeteci, bilim adamı korkuyla geleceğine bakıyorsa, o ülke üçüncü bir ülkedir. Nietzsche bugünkü Türkiye`yi daha o yıllarda görmüş sanırım. Sadece düşüncesini yansıttığı için, sanatçı Defne Halman cumhurbaşkanı tarafından korkulara hedef gösteriliyor, işte bu Türkiye`de sanat ve sanatçının geleceği noktasında son derece kaygı vericidir. İnanç saygınlığının siyasete alet edilmesi ve aydınlığı gören bir sanatçının düşüncelerini paylaşması noktasında bu cevabı alması, üçüncü bir ülke olmamızda başka bir adımızın olması mümkün müdür? Uluslararası alanda yılda 60 konser veren Fazıl Say, bu korkuya sürüklenmedi mi? Bir ülkede sanat ve sanatçının var olması saygı görmesi. Batı saygınlığında bir ülkenin nerede durduğunun adıdır bana göre. Bugün dünya edebiyatında yaşananlara baktığımda, kitap okumayan bir ülke olmamızın yazıldığı sırayı burada hatırlatmak istemiyorum. Ama üzüntüm o dur ki, ülkede sisteme hâkim olan zihniyet, ne yazık ki halkın cahil kalmasını istiyor.

CAHİL BIRAKILAN TOPLUM...

``Cahil bir toplum özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiç bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil bir toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmakça dır dır. Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir`` bu sözler Nietzsche`ye ait. Bir Japon yılda 30 kitap okuyor, Türkiye’de 6 kişiye bir kitap düşüyor, yani okumayan bir toplum. Demokrasi den insan hak ve özgürlüklerin den söz edenler, hala adını bile koyamadıkları demokrasi den nasıl var olarak söz edebiliyorlar anlamış değilim. Türkiye çok önemli tarihi bir seçim süreci yaşayacak. Nietzsche’nin bu sözlerinin Türkiye için yaşanacak bu seçimde gerçeğe dönüşmeyeceğini kim söyleyebilir? İşte okumamış koyun misali güdülmüş uyuyan bir toplum, Türkiye’nin geleceğine 13 yıldır uyuyan, uyandırılarak bir şeylerin hatırlatıldığı noktada karar verip tekrar uyumaya başlayanlar karar veriyor, yani neyi kimi neden seçtiğini bilmeyen güdülmüş toplum. Burada ne yazık ki güçlü bir muhalefetin olmaması diğer bir tehlike bana göre ve korkularım o dur ki, bugün sanata aydınlığa düşman bir anlayışın, ülkeyi Orta doğunun kabile demokrasisine sürüklemesine bu muhalefetin yapacağı hiç bir şeyi olmaması. Siyaset biliminden yoksun bir muhalefet, APK nin ılımlı İslam modeli projesinin karşısında sesini çıkaramıyor.

UNUTULAN DEĞERLER...

Cumhurbaşkanı Abdullah gül `` Ne mutlu Türk’üm`` sözlerinden rahatsızlık duyduğunu, bunu `` İlkellik`` olarak kabul ettiğini söylemişti.8.Haziran 1995 tarihinde Meclis kürsüsünden `` evet altını çizerek söylüyorum bu sözler ilkelliktir`` diyordu. Ve bu sözleri söyleyen biri bu ülkede cumhurbaşkanı oldu. Peki, Türklük adını yasaklıyorsunuz, şimdi ben hangi milletten olduğumu söyleyeceğim bu ülkede yaşadığım sürece? Bugün bu ülkede bir sistem bunalımı var. Halkına zıt, halkı ile barışık olmayan ona düşman bir anlayış. Cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik, devrimcilik, Atatürk sevgisi, ne yazık ki değişim sel anlamda baskılara maruz bırakılmış. Birileri tüm bu çağdaş değerlerden rahatsız olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye işte her geçen gün bu modelin tam ortasına sürükleniyor, üstelik tek bir anlayışın emrinde, yani gelecek günlerin Türkiye`sinde sanattan bilimden tüm çağdaş değerlerden uzak ``Otoriter`` bir anlayışın emrinde kalacak bu ülke. Yani bunun diğer bir adı Fransa nın kendi kanun yaratıcısı olan 14`luis modelinin tıpkısı yani `` kanun benim`` demektir. Çok sesli parlamenter sistem özde demokrasinin adıdır bana göre, siz parlamento da ya da kendi yaratmak istediğiniz modelin içinde çok sesliliğe izin vermezseniz, demokrasiye zarar vermiş olursunuz. Türkiye Başkanlık sistemine hazır değil, cumhuriyet tek bir düşüncenin emrinde kalırsa, ülke de asıl o zaman sivil devrimin adı yazılmış olur. Şu anda bile çok sesliliğin yansıtılmadığı bir parlamentoyu yok sayarak başkanlık diye ısrar ederseniz, felaketin adını koyarsınız.(TUİK) verilerine göre işsizlik 4,milyon sınırında,30 milyon insan açlık ve yoksulluk yaşıyor, her 10,kişiden üçü işsiz, dış borç 400 milyar dolar. İnsanları mutsuz huzursuz bir ülke. Dinle bilim kavgası yaratmak, Twitter ve YouTube`a getirilen yasaklar, polisi algı operasyonu için her açıklamalarda cesaretlendirmek, vatandaşın yargı bağımsızlığına duyduğu güvensizlik.

Yaklaşan seçimler de her gün gerilen huzursuz korkuları yaşayan bir mutsuz toplum. Böyle bir dönemde tarihi bir süreç adına seçime sürüklenen Türkiye. FİANCİAL TIMES ``Erdoğan yönetiminde bir Türkiye`nin batı ile bağlarının koptuğunu yazdı. Erdoğan’ın tavrını ise ``değişken, otoriter``olarak nitelendirdi. Erdoğan’ın başarısız kalan

Dış politikasında, ülkeyi başkanlık inadı yüzünden felakete sürüklemesi kaygı verici. Hala kalan birazcık aydınlık adına, dilerim yaklaşan seçimde herkes bu gerçeği görmeli.7 Haziran seçimlerinde kimin neyi ne kadar gördüğünü hep birlikte göreceğiz. Tabi o zamana kadar karanlık her yeri kaplamasa.

Prof. Dr. Levent Seçer

 

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com