Atatürk’ün Çağını Aşan Millet Tanımı | ÇAĞDAŞ ULUSAL ÇİZGİ
Ana Sayfa
Dolar : 3,8897 Euro : 4,5816 Bist : $16.596
Ana Sayfa >>Atatürk’ün Çağını Aşan Millet Tanımı 05.01.2016 01:58

Atatürk’ün Çağını Aşan Millet Tanımı

Cumhuriyetimizin Temeli Uluslaşma ve Yeniden Ulus Olmak / Sinan MEYDAN

Atatürk 1927’de Nutuk’ta daha ilk sayfalarda “Düşünülen Kurtuluş Çareleri” başlığı altında Mondros Mütarekesi’nden sonraki kurtuluş çarelerini sıralayıp açıkladıktan sonra kendi kararını ortaya koymuştur. Atatürk, Mondros Mütarekesi’nden sonraki kurtuluş çarelerini şöyle sıralamıştır:

    1. İngiliz korumasını isteyenler,

    2. Amerikan mandası isteyenler,

    3. Bölgesel kurtuluş çarelerine başvuranlar...

Atatürk ilk iki “kurtuluş çaresi”ni ileri sürenler hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Bu iki türlü karar sahipleri Osmanlı Devleti’nin bir bütün halinde korunmasını, Osmanlı topraklarının çeşitli devletler arasında bölüşülmesi yerine, imparatorluğu tek bir devletin koruyuculuğu altında bulundurmayı tercih edenlerdir”

Atatürk’ün üçüncü karar hakkındaki yorumu da şudur:

“Söz gelişi bazı bölgeler kendilerinin Osmanlı Devleti’nden koparılacağı görüşüne karşı ondan ayrılmama tedbirlerine başvuruyordu. Bazı bölgeler de Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırılacağını ve Osmanlı ülkesinin bölüşüleceğini oldubitti kabul ederek kendi başlarını kurtarmaya çalışıyorlardı.”

Atatürk bu kurtuluş çarelerini sıraladıktan sonra “Bu kararların hiç birinde uygunluk görmedim” diyerek kendi kararını açıklamıştır.

Ona göre bu kararlar “çürük” ve “temelsiz” mantıklara dayanıyordu ve gerçekçi değildi. Çünkü kurtarılmaktan söz edilen Osmanlı Devleti siyasi ömrünü tamamlamış ve tamamen çökmüş, parçalanmıştı. “Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı.” Atatürk’e göre Batılı emperyalistlerin amacı bunu da bölüşmekten ibaretti. Atatürk bu zor dönemde Osmanlı siyasal otoritesinin de tamamen etkisini yitirdiğini düşünerek şöyle demiştir: “Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah halife, hükümet, bunların hepsi anlamı kalmamış bir takım boş sözlerden ibaretti.”

Atatürk, Mondros sonrasındaki teslimiyetçi ve gerçek dışı kurtuluş çarelerini eleştirdikten sonra “O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi?” diye sorarak yanıtı şöyle vermiştir:

“Efendiler, bu durumun karşısında bir tek karar vardı. O da millet egemenliğine dayanan, kayıtsız, şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!”

“İşte daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar bu karar olmuştur: Ya İstiklal ya ölüm”
http://oi68.tinypic.com/fksad0.jpg



Kısacası Atatürk’ün Anadolu merkezli Türk ulus devletini “gerçekçi” ve “zorunlu” bir seçenek haline getiren belli başlı gerekçeler vardır. Bu gerçekçeler şöyle özetlenebilir:

    1. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Mondros Mütarekesi’yle Anadolu’nun düşman işgaline uğramasıyla gündeme gelen manda isteklerinin ve bölgesel kurtuluş çarelerinin gerçekçi olmaması,

    2. Osmanlı Devleti’nin tamamen çürüyüp parçalanmış olması ve “Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdunun kalmış” olması,

    3. Daha önceki Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşlarında kaybedilen topraklardaki Müslüman Türk nüfusun, elde kalan o “ata yurtta”, Anadolu’da toplanmış olması...

İşte Atatürk, Osmanlı Devleti -o çok uluslu yapısıyla- çürüyüp parçalandığı, “padişah, halife, hükümet, bunların hepsi anlamı kalmamış bir takım boş sözlerden ibaret” hale geldiği bir bunalım ortamında “millet egemenliğine dayanan, kayıtsız, şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmaya karar vermiştir”

Kısacası Türk ulus devleti, herkesin yıkılmış, parçalanmış Osmanlı’yı, bağımlı da olsa bir şekilde devam ettirmenin yollarını aradığı bir ortamda Atatürk’ün “milli egemenliğe dayanan bağımsız bir Türk devleti” kurma fikrini, düşünceden uygulamaya geçirmesinin bir sonucudur. Atatürk, içinde bulunulan şartları çok doğru bir şekilde tahlil ederek, gerçekçi ve devrimci bir karar vererek kurmuştur Türk devletini... O günlerde Atatürk’ten başka neredeyse hiç kimse cumhuriyet rejimini ve Osmanlı’dan başka yeni bir Türk devleti kurulacağını aklının ucundan bile geçirmemektedir.

Resim


Atatürk, Türk milletini “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı” olarak tanımlamıştır.


Atatürk, Misak-i Milli’de ulusun ve ülkenin “bölünmez bütünlüğünü” dikkate almıştır. Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda işgal altındaki ülkede yaşayan yorgun, yoksul, sağlıksız, eğitimsiz, farklı etnisitelere ve mezheplere, hatta çok farklı görüşlere mensup insanları -bazı istisnalara rağmen- işgalci emperyalistlere karşı “ulusal bağımsızlık” ortak paydasında bir araya getirmeyi başarmıştır. Bu “kutsal uyum”, bu “büyük birliktelik” I. TBMM’de sağlanmıştır. İşte bu “kutsal uyum”, bu “büyük birliktelik” bizim gerçek anlamda uluslaşmamızda çok özel bir yere sahiptir. 1913 Balkan Savaşları, 1914-1918 I. Dünya Savaşı ve özellikle Çanakkale’de düşmana karşı kenetlenme, kardeşlik, birliktelik, vatan savunması Kurtuluş Savaşı’yla taçlanmıştır. Bu da Türk ulus devletine giden yolu açmıştır, işte tam da bu nedenle Atatürk, Türk milletini “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı” olarak tanımlamıştır.

Atatürk, Türk ulus devletini kurarken Türk milliyetçiliğine çok özel bir yer vermiştir. Prof. Afet İnan, “Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk`ün El Yazıları” (1930), adlı kitabının belgeler kısmında Atatürk’ün “millet” ve “milliyetçilik”, “Türk milleti” konusunda el yazısıyla kaleme aldığı notlara da yer vermiştir. Atatürk, söz konusu notlarında müthiş demokratik, kapsayıcı, kavrayıcı, hatta geleceğe dönük ve gerçekçi bir millet tanımı yapmıştır. Türk ulus devletinin şifresi bu notlardaki millet tanımında gizlidir. Şöyle diyor Atatürk:

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. Millet sözünden ne anlaşılır? Millet neye derler sualine bugünkü, asri telakilere mutabık fenni bir tarif yapabilmek için yürüttüğümüz münakaşayı kâfi görelim. Onun üzerine bir lahza durup düşünelim: bugün Türk Cumhuriyetini kurmuş olan Türk milletini mütalaa ederken bulunduğumuz şartları, tekrar gözden geçirelim:

a. Siyasi varlığımızın haricinde, başka ellerde, başka siyasi zümrelerle, isteyerek veya istemeyerek teşriki mukadderat etmiş, bizimle dil, ırk, menşe birliğine malik, hatta yakın, uzak tarih ve ahlak yakınlığı görülen Türk cemaatleri vardır. Tarihi bir hadisenin neticesi olan bu hal, Türk milleti için elim bir hatıradır. Fakat Türk milletinin tarihen ve ilmen teşekkülündeki asaleti, tesanüdü asla haleldar edemez.

b. Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış adlandırmalar, birkaç düşman aleti mürteci beyinsizden maada hiçbir millet ferdi üzerinde teellümden başka bir tesir hâsıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar. Ayrı ve birçok topluluklara (cemiyetlere) malik okluklarını iddia etmiş ve bu yüzden Türklerle birleşip bir millet teşkil etmemiş olan Araplar -hem de dinlerini kabul ettiğimiz halde- acaba bugünkü esaretlerinden memnun mudurlar? Bugün içimizde bulunan Hristiyan, Musevi vatandaşlar, mukadderat ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla raptettikten sonra kendilerine yan gözle, yabancı nazariyle bakılmak, medeni Türk milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi?

Milletin umumi tarihi; bundan sonra müşterek, milli fikrin, ahlâkın, hissin, heyecanın hatıra ve an an’elerinin millet afradında meydana gelmesini ve kökleşmesini temin eden müşterek mazinin, birlikte yapılmış tarihin, vicdanları ve zihinleri doğrudan doğruya birleştiren müşterek dilin, milletlerin teşekkülünde en mühim amiller olduğunu bir defa daha kaydettikten sonra millet hakkında, ikinci derecede unsurları kaale almayarak mümkün olduğu kadar her millete uyabilecek bir tarifi de biz ele alalım:

    1. Zengin bir hatıra mirasına sahip bulunan,

    2. Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvaffakate sahip olan,

    3. Ve sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan insanların birleşmesinden vücuda gelen cemiyete millet namı verilir.

Bu tarih tetkik olunursa bir milleti teşkil eden insanların rabıtalarındaki kıymet, kuvvet ve vicdan hürriyetleri ile, insani hisse gösterilen riayet kendiliğinden anlaşılır.

Filhakika maziden müşterek zafer ve yeis mirası,

İstikbalde tahakkuk ettirilecek aynı program,

Beraber sevinmiş olmak, beraber aynı ümitleri beslemiş olmak.


Atatürk’ün 1930 yılında kaleme aldığı bu notlardan süzülen gerçekler şöyle özetlenebilir:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkını” hiçbir ayrım yapmadan tüm unsurlarıyla “Türk milleti” olarak adlandıran Atatürk, bu Türk milleti içinde Kürtlük, Lazlık, Çerkezlik, Boşnaklık fikri propaganda edenleri çok sert bir ifadeyle, “birkaç düşman aleti mürteci beyinsiz” diye tanımlamıştır. Atatürk, bu “mürteci beyinsizlerin” etnik, bölücü propagandalarının millet üzerinde etkili olmadığını, “Çünkü bu millet efradı(nın) da umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlaka, hukuka sahip...” olduklarını belirtmiştir.

Görüldüğü gibi Atatürk burada çok açıkça “Türk milletini” oluşturan tüm unsurların, milletin tüm fertlerinin ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka sahip olduklarının özellikle altını çizerek bu insanları etnik kimliklerine göre sınıflandırmaya kalkanları “birkaç mürteci beyinsiz” diye aşağılamıştır.

Türk milletini oluşturan hiçbir unsuru ötekileştirip dışlamayan Atatürk, içimizde bulunan Hristiyan ve Musevi vatandaşların da Türk milletinin bir parçası olduklarını ve onlara Türk milletin yan gözle bakmayacağını şöyle ifade etmiştir:

“Bugün içimizde bulunan Hristiyan, Musevi vatandaşlar, mukadderat ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla raptettikten sonra kendilerine yan gözle, yabancı nazariyle bakılmak, medeni Türk milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi?


“Bugün içimizde bulunan Hristiyan, Musevi vatandaşlar, mukadderat ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla raptettikten sonra kendilerine yan gözle, yabancı nazariyle bakılmak, medeni Türk milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi?” Atatürk, kaderlerini isteyerek, Türk milletine bağlayan gayrimüslimlerin de artık yabancı değil bizden olduklarını çok net bir şekilde ifade etmiştir.

Atatürk daha sonra milleti oluşturan unsurları sıralamaya başlamıştır. Atatürk’e göre milleti oluşturan unsurlar şunlardır:

    1. Milletin genel tarihi; “Müşterek mazi”, “Birlikte yapılmış tarih”, “Zengin bir hatıra mirası”

    2. Millet fertlerinin ortak milli fikir, ahlak, his, hatıra ve an’anelere sahip olması,

    3. Ortak bir dil “Vicdanları ve zihinleri doğrudan doğruya birleştiren müşterek dil”,

    4. Birlikte yaşama arzusu

    5. Sahip olunan ortak mirası korumak konusunda “iradeleri müşterek olan insanların” oluşturduğu topluluk...

Atatürk’ün millet tanımında yer verdiği unsurlar bunlar... Dikkat edilecek olursa bu unsurların tamamı birleştirici, bütünleştirici ve iradeyi, arzuyu, aidiyet duygusunu esas alan nitelikte unsurlar... Atatürk’ün millet tanımında yer verdiği bu unsurlar kadar yer vermediği unsurlar da önemlidir. Atatürk millet tanımında ve Türk ulus devletini kurarken şunlara yer vermemiştir:

1. Din birliği, 2. Irk birliği Atatürk’ün millet tanımında “din birliği’nin ve “ırk birliği”nin, daha doğrusu “ırkçılığın” olmaması, Atatürkçü millet tanımının çağını aşan düzeyde demokratik ve ileri bir millet tanımı olduğunun açık kanıtıdır. Üstelik Atatürk’ün bu millet tanımını yaptığı 1930 yılında dünyada faşizm çağı yaşanmaya başlamıştır, İtalya’da faşizm, Almanya’da Nazizm, Rusya’da kominizim gibi yükselen akımların, ırka, dine veya sınıf birliğine vurgu yaptığı günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu babası Atatürk ırka, dine veya herhangi bir sınıfa göre değil, ortak geçmişe, ortak hafızaya, ortak kültüre, ortak dile ve birlikte yaşama arzusuna vurgu yapmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin birleştirici mayası TÜRK MİLLETİ çatısı altında uluslaşmaktır. Atatürk’ün Türkiye’si, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkının TÜRK MİLLETİ olarak birleşmesiyle, bütünleşmesiyle kurulmuştur. Türk milletini bölüp parçalamadan, Türk milletinin ulus olma bilincini yok etmeden Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılmayacağını herkes çok iyi bilmelidir. Bu bilinç, son zamanlarda gevşetilmeye başlanmıştır. Milletçe çok dikkatli olmak zorundayız: Türkiye Cumhuriyeti’nin “ilelebet payidar kalması” fert fert millet bilincine sahip olmakla ve yeniden uluslaşmakla mümkündür.

Sinan MEYDAN, “Bütün Dünya”, Aralık 2015
sinanmeydan@butundunya.com.tr

http://www.cagdasulusalcizgi.com/
*Her hakkı saklıdır. İzinsiz gösterilemez, çoğaltılamaz..
haberyazilimi.com - Copyright@cagdasulusalcizgi.com